Content feed Comments Feed

Bask ülkesi bağımsızlık hareketi olan Euskadi Ta Askatasuna (ETA, yani Bask Anavatanı ve Özgürlük), 8 Nisan’da silahlı mücadele yoluyla bir Bask ülkesi kurma doğrultusundaki çabasına kesin bir son verdi. Örgütün kaşe ve monogramını bulunduran bir açıklama ile grup, kendisini “silahsız bir örgüt” olarak deklare etti. Örgüt, Bask sivil toplumunun ve kuruluşlarının barış sürecinin desteklenmesindeki çalışmalarını överken, İspanyol ve Fransız yetkililerin, grubun silah bırakmasını ertelemesine neden olan tutumlarını “inat” olarak nitelendirerek kınamıştı. Çalışma, Basklı grubun, İspanya ve Fransa devletlerine karşı yaklaşık 55 yıllık mücadelesinde kullandığı güneybatı Fransa’daki çeşitli silah ve patlayıcı zulalarının yerlerinin belirtilmesi ile başladı.

ETA, 1960’lı yılların sonlarında, Bask özgürlük hareketinin geleneksel siyasi gücü olan Bask Milliyetçi Partisi’nin (PNV) gençlik seksiyonunun üyeleri tarafından kuruldu. Franco diktatörlüğünün ciddi baskıları ile karşılaşmasıyla, silahlı mücadeleyi, İspanya devletini istikrarsızlaştırmanın ve Bask topraklarının işgaline direnmenin en etkili yolu olarak gördü. Uzunca bir süre İspanya devletinin en tehlikeli ve önemli düşmanı olarak görülen ETA, suikastlar, bombalamalar, Franco rejiminin ve 1978 yılı sonrasında demokratik seçimle gelen İspanya hükümetlerinin ve ordunun önde gelen isimlerinin kaçırılmasını içeren bir silahlı mücadeleye öncülük etti. 1968 yılından son ateşkesin ilan edildiği 2010 yılına kadar, aralarında politikacıların, ordu mensuplarının ve sivil muhafızların yanı sıra suçsuz görgü tanıklarının ve sivillerin de olduğu 800’den fazla kişi can verdi.

1970’lerin sonlarında ETA resmen, askeri ve siyasi olmak üzere iki ayrı gruba bölündü. Askeri grup, Franco döneminde kullanılan yöntemlerle aynı temele dayanan askeri yapıyı ve vizyonu sürdürdü. Siyasi grup ise silahlı mücadeleyi desteklemeyi sürdürmek ile birlikte, Euskal Herria (İspanya ve Fransa’daki Bask bölgelerine verilen isim) genelinde seçimlere girerek meşru siyasi araçlarla Bask ülkesi hedefine erişme konusunda daha yüksek bir potansiyel gördü ve Bask toplumu ile kurumları içinde “Abertzale” (yurtsever ve bağımsızlık destekçisi) sol ideolojiyi destekledi.

Örgütün askeri grubu, 1986 yılında dağıldı ve Bask ülkesindeki başka Abertzale solu örgütleri ile birlikte siyasi ve seçimlere yönelik yapılar oluşturdu. Bunların en öne çıkanı, son olarak 2001 yılında Batasuna koalisyonunun bir parçasını oluşturmak üzere feshedilen Herri Batasuna partisi idi (Nisan 1978’de bir koalisyon olarak kurulan Herri Batasuna, 2003 yılında ETA ile bağı olduğu gerekçesiyle İspanya hükümeti tarafından kapatılmıştır; ç.n.).

Ulusal bağımsızlığı ve Abertzale solu projesi ile ilişkili ekonomik ve sosyal politikaları –kilit sanayi tesislerinin (özellikle enerji şirketlerinin) ve bankaların kamulaştırılması, zenginlere yüksek vergiler, nükleer enerji karşıtlığı, mültecilere destek, dünya genelindeki ulusal kurtuluş davaları ve hareketleri ile (özellikle Katalonya, Galiçya, İrlanda, Filistin ve Kürdistan) dayanışma gösterilmesi- eşzamanlı olarak savunarak, Bask siyasetindeki politik güçlere, merkez-sağ Bask Milliyetçi Partisi’ne (PNV) rakip olma arayışındaydılar.

Batasuna’nın ETA ile geçmişteki bağlantısı nedeniyle, merkez-sağ Halk Partisi (PP), merkez-sol İspanya Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne partinin kapatılması doğrultusunda sürekli olarak baskı yapıyordu. İspanya parlamentosu 2002 yılında, ETA’yı tanımamayı reddetmelerine atıfta bulunarak Abertzale solu oluşumları yasaklamayı hedefleyen partiler kanununu geçirdi. Bugün ETA üyesi ve Abertzale solu ile bağlantılı politik figürlerden oluşan 350 civarında kişi hapsedilmiş ve ailelerinden ayırma yöntemi olarak İspanya ve Fransa geneline dağıtılmış durumda.

Arnaldo Otegi Mondragon, Batasuna’nın kurucusu ve 2001 yılından 2013 yılındaki tasfiyesine dek başkanı olmasının yanında son olarak Batasuna’nın takipçisi Sortu’nun genel sekreteri olarak Abertzale solunun en önde gelen liderlerinden olmuştur. Otegi ayrıca, bir Abertzale siyasi ittifakı olan EH Bildu’nun da (Bask Ülkesi Birliği) sözcüsüdür.

Eski bir ETA üyesi olan Otegi, İspanya devleti tarafından sonuncusu 2009-2016 yılları arasında olmak üzere çeşitli zamanlarda hapsedilmiştir. İspanyol Sivil Muhafızları’nın sürekli işkencesine ve Abertzale hareketindeki çeşitli ayrışmalara şahit olmasına rağmen Otegi, barış müzakerelerinde (en dikkat çekeni 2006 yılında olmak üzere) kilit rol oynamış, askeri kanadı, silahlı operasyonlarını durdurmaya ikna etmiştir. Otegi, Green Left Weekly’den Denis Rogatyuk’a konuştu.



Denis Rogatyuk: ETA, silah bıraktığını ilan etti. Bu, silahlı mücadelenin Bask özgürlük hareketi için ters etki yarattığının kabul edilmesi anlamını mı taşıyor?

Arnaldo Otegi:
ETA’nın silahsızlanmasının dinamiklerini bağlamına oturtmamız gerekiyor. Ben buna, dünya genelinde meydana gelen değişim döngüsü açısından bakıyorum: yaklaşık olarak son on yılda, silahlı mücadele yürüten hareketlerin çoğu, halk direniş hareketleri haline gelmek, parlamentoda toplumsal çoğunluk ve demokratik çoğunluklar oluşturmak üzere bu tür bir stratejiden vazgeçtiler.

Fidel Castro, Hugo Chávez, Manuel Marulanda ve Martin McGuiness gibi öne çıkan figürlerin yaşamlarını yitirmeleri ile, büyük bir küresel döngünün sonuna şahit olduğumuza inanıyorum ve ülkemizde 50 yıl boyunca silahlı mücadele yürüten bir grup olan ETA’nın silahsızlanmasının gerçekleşmesi gerektiğini düşündüğüm bağlam bu. Durumun bu olmasından son derece memnunuz, ezilen bir halk olarak durumumuzun üstesinden gelmeye giden yolun inşasında barışçıl ve demokratik yöntemleri temin etmemiz gerektiğine –sadece politik açıdan değil, aynı zamanda devrimci ahlak bakımından- ikna olmuş durumdayız. Patikamızın bu olduğunu düşünüyoruz ve ben, ETA’nın sonunda kendi silahsızlanması ile özgürlük hareketine tarihsel bir katkı koyarak zorluğun üstesinden geleceğine inanıyorum.

Açıkçası kimse, silahlı mücadelenin ve devlet baskısının ülkemize bıraktığı acıların düzeyini kabul etmekten kaçamaz: gerçeklik bu ve anlaşılması gerek. Üç şeyi tartışma gündemine getirdik: silahlı mücadelenin Bask siyasetinden çıkarılması; verilen zararın kabul edilmesi; ülkede çekilen acılardan bizim de kısmen sorumlu olduğumuzun kabul edilmesi. Dünya genelinde stratejide gerçekleşen büyük değişim döngüsü bağlamında, bunda bugüne dek Bask özgürlük hareketinin katkısı olduğunu düşünüyorum.

Denis Rogatyuk: ETA üyesi siyasi tutsakların durumuna gelirsek; İspanya hükümeti onları cezaevinde tutmaktan mutlu görünüyor ve şu anda İspanya siyaseti içinde bu durumu değiştirecek kadar güçlü bir politik güç mevcut değil. Bu mücadelenin nereye gittiğini hissediyorsunuz?

Arnaldo Otegi:
Uluslararası ilkelerin ve çatışmaların çözümlenmesi standartlarının kendimizinkiler olarak kabullenilmesiyle, ETA silah bıraktığında tutsaklar, sürgünler ve ülkenin demilitarize edilmesi sorunlarıyla karşı karşıya kalınması gerektiğini oldukça açık biçimde söylemiştik. Ülkemizde her 20 kişiye 1 polis düşüyor ve bu oran Avrupa’nın en yükseği: bunlar İspanyol polisi ve Sivil Muhafızlar.

Tutsakların koşullarının, silah bırakma ile birlikte değişmesi gereken iki kademesi olduğuna inanıyorum. İlerlemiş yaşta ya da ciddi hasta olan tutsakları kapsayan politik olmayan kademe: bana göre bu tutsaklar koşulsuz serbest bırakılmalılar; bu, siyaset ötesi insani bir sorun. Bask siyasi diasporası sorununu da aynı kademeye koyuyorum.

O halde, çeşitli ilerici siyasi güçler olarak aramızda, tutsak politikasını etkiledikleri ölçüde bütün olağanüstü hâl düzenlemelerini nasıl incelemeye koyulacağımızı tartışmaya başlamalıyız. Bunun bir sonraki aşama olduğunu ve burada İspanya solundan gruplarla birlikte çalışabiliriz –bazı hassasiyetlere zarar vermemek için sabır, ihtiyat ve dikkatle-. Bu sorunların çözümünde ilerleme kaydetmenin yolunun bu olduğuna inanıyorum.

Denis Rogatyuk: Bugün Bask bölgesinde, belirgin bir sol toplumsal mevcudiyet ve kendi kaderini tayini isteyen siyasi çoğunluk bulunuyor. Sortu’nun bu çoğunlukları bir araya getirebilmesi için hangi adımları atması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Arnaldo Otegi: Bask ülkesi dâhilinde, kendi kaderini tayinden yana büyük bir çoğunluk var; 75 vekilden 57’si böyle (Bask Özerk Bölgesi parlamentosunda). Ve bunun dışında, bizim 18 ve Podemos’un 11 vekiliyle toplamda 29 oluyor ve bu bizi 28 vekili olan PNV’nin (merkez sağ Bask milliyetçisi) önüne geçiriyor. Dolayısıyla, kendi kaderini tayin hakkı için geniş bir çoğunluğa sahip olduğumuz gibi geniş bir ilerici çoğunluğa da sahip görünüyoruz.

Bununla birlikte, soru, birilerinin bu çoğunluklardan bir politik ve ideolojik alaşım yaratmaya çalışmak değil. Ulusal politikaların bağımsızlığa ve kendi kaderini tayin hakkının uygulanmasına doğru ilerlemesi, günlük kaygıların da sola yönelmesi için masaya koymamız gereken, muhtemel yaygın ittifaklar ve dinamiklerdir: Sortu ve EH Bildu’nun yapması gereken budur.

Denis Rogatyuk: Ocak ayındaki Sortu Yeniden Kuruluş Kongresi’nde parti kendisini “ekolojik” olarak tanımladı. Bunun, sizin için anlamı nedir?

Arnaldo Otegi: Biz kendimizi her zaman ekolojist olarak tanımlamışızdır ve her zaman öyle olmuşuzdur ancak şimdi bu tanımlamanın daha büyük geçerlilik ve güncelliği olduğunu düşünüyorum. Şu anda kapitalizmin, insan yaşamını destekleyen koşulları zayıflattığının farkındayız. İnsan ayak izi ilk kez insan yaşamının belirli biyolojik ve fiziki durumlarını riske sokuyor: kapitalizmin bize bıraktığı vahşi miraslarından biri budur. Ekonomik büyümeye, sürdürülebilirliğe ve geri kalan şeylere dair konuştuğumuzda vurgunun doğaya saygıda, biz insanların doğayla nasıl ilişkileneceğinde olması gerektiğini anlamamız bundandır.

Nükleer santrallere ve nükleer enerjiye karşı uzun bir mücadele geleneğine sahibiz; bu, doğal peyzajımızı bozulmamış olarak tutma mücadelesi geleneği. Sermayenin yaşamı tehlikeye attığı ve dünyadaki muhtemelen en büyük çelişkinin sermaye ile yaşam arasındaki çelişki olduğu bir zamanda, ekolojik görünümümüzü yeniden başlatmak ve pekiştirmek doğrultusunda açık özveride bulunmamız gerektiğini kavrıyoruz. Bugün çevrecilik, küresel antikapitalizmin en önemli bileşenlerinden biridir.

Denis Rogatyuk: Ocak ayında Berlin’deki Rosa Luxemburg Konferansı’nda ve Bilbao’daki Sortu yeniden kuruluş kongresinde, ilerici ve devrimci koalisyonlar ile Avrupa ve dünya genelinde neoliberalizm ve faşizme karşı forumlar yaratma gerekliliğine ilişkin görüşünüzü ana hatlarıyla çizdiniz. Bunu başarmak için hangi pratik adımların atılması gerekiyor?

Arnaldo Otegi: Bir süredir bir şeye ihtiyacımız olduğunu savunuyoruz –yeni bir enternasyonal ya da dünya çapında forum. Milliyetçi olmakla itham ediliyoruz ancak sürekli milliyetçi olmadığımızı, bağımsızlığın destekçileri olduğumuzu söylüyoruz. Dünyada sorunlardan oluşan bir dağ var ve en kötülerine, yapısal olanlarına ancak küresel düzeyde ya da Avrupa ölçeğinde karşı koyulabilir. Solcular, ilericiler, siyasi partilere ya da sendikalara üye insanlar olarak, sorunların ele alınacağı işlevsel bir foruma ihtiyacımız var.

Her zaman Yunanistan’da olan şeyi örnek olarak ortaya koyarım. Yunanistan, troyka ile (Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu) yüz yüze geldi ve o zaman cezaevinde olan bizler bu kavganın herkesin kapitalizme karşı kavgası olduğunu ve Yunanistan’ın yenilgisinin hepimizin yenilgisi olduğunu söylerken herkes, bu sorun sadece Yunanistan’ın sorunuymuş gibi yüzünü diğer tarafa çevirdi.

Kemer sıkma politikalarına karşı Avrupa çapında bir genel grev ne zaman gerçekleşecek? Bu türden talepler, söz konusu sorunlarla mücadeleyi başlatacak bir forumda küresel ölçekte ya da en azından Avrupa ölçeğinde ortaya konulmalıdır. Çok da teorik tartışmalar için olmayan, küresel ölçekte yanıtlar geliştirebilecek pratik bir forum. Bu düşünceyi her nerde olursak olalım öne sürmek için –küçük güçlerimizle ve büyük alçakgönüllülüğümüz ile- gayret sarf edeceğiz ancak bu alanda ilerlemek için bunun gerekli olduğunu düşünüyoruz.


Denis Rogatyuk: Neredeyse bütün milliyetçi hareketlerin bir solu, sağı ve merkezi var. Avrupa’da sağ güçlerin önderlik ettiği birçok kendi kaderini tayin hareketi mevcut. Belçika’da Flaman Birliği, İtalya’da Kuzey Ligi –ve hatta Fransa’da bir dereceye kadar Ulusal Cephe. Sortu ve daha geniş anlamda Abertzale sonu bunlarla nasıl ilişkileniyor?

Arnaldo Otegi:
Ulusal Cephe ile herhangi bir ilişkimiz olmadığı gibi, sağın yabancı düşmanı veya milliyetçi politikalarını ileri sürenlerle de hiçbir şekilde ilişkimiz yok. Flamanlardan gruplarla bazı ilişkilerimiz vardır ancak bu ilişki Belçika’ya yerleşmiş sürgündeki Bask topluluklarıyla ilişkili tarihsel etmenler temellidir, Flaman milliyetçileriyle ilişkiler de korunmaktadır fakat ne aynı ideolojik görüşü savunmaktayız ne de toplumsal hedefler konusunda aynı bakışa sahibiz. Bize göre en büyük öncelik sol-ulusal ittifakları inşa etmektir.

Tüm dünyadan sol hareketlerle iyi ilişkilerimiz var çünkü bize göre milliyetçi hareketin bir parçasını değil, bağımsızlık yanlısı hareketin bir parçasını oluşturuyoruz. Bağımsızlığın, alternatif sosyal politikaların geliştirilmesinin araçlarını bize sağlayacağına inanıyoruz: ulusal bağımsızlığı ve halk egemenliğini talep etmek, bu zeminde, demokrasimizi gasp eden oligarşilere karşı da mücadele etmek anlamına geliyor.

Biz hiçbir zaman, sağcı popülist hareketler tarafından göçmenliğe karşı öne sürülen yabancı düşmanı önerileri paylaşmadık. Bazen bu bize 1930’ları hatırlatıyor, bunu çok tehlikeli olarak değerlendiriyoruz. Solun bazı sembollerini çaldılar çünkü toplumsal mesajları solunkilerle benzer, fakat basit ama tehlikeli mesajlarla aynı oligarşiyi temsil ettiklerini biliyoruz.

Bunun yerine biz, Katalan Halk Birliği (CUP) listeleri ve başka siyasi gruplar, neoliberalizm karşıtı olan farklı sosyal politikaları taşımak için egemenlik araçlarını inşa ederseniz, halk egemenliğine dayanarak ilerleyebileceğinizi düşünüyoruz.

Biz her zaman, Basklılar ve Katalanların özgürlüğünün, halkın büyük çoğunluğunun ve emekçilerin çıkarına olduğunu savunmuşuzdur. Örneğin Bask sendikacılığının büyük çoğunluğuyla bağımsızlığı desteklemesinin nedeni budur. Daima gelişmiş sosyal politikalar taahhüdünün eşlik ettiği ulusal bağımsızlık davasında halkı desteğe çağıran İskoçya ve Katalonya’daki gibi süreçleri gözlemlemekten gurur duymamızın nedeni de budur.

Kavramak zor değil. Eğer Glasgow’daki ya da Barcelona’daki, Bilbao’daki sanayi bölgesindeki işçilerin desteğini istiyorsanız gelişmiş sosyal programlara sahip olmalısınız. Bağımsızlık süreçleri her zaman sola bakar çünkü çoğunluğu toparlayabilecekleri yerler buralardır ve bunun için gelişmiş sosyal programlarınız olmalıdır. Bask bağımsızlık sürecine girdiğimizde, ülkede buna öncülük edeceklerin sendikacılar olacağını biliyoruz.

Denis Rogatyuk: Bugün İspanya devletinde gördüğümüz durum, yedi yıl öncekinden kesinlikle farklı: Halk Partisi (PP) azınlık hükümetinde, İspanya Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) derin bir krizde, Podemos ve içinde olduğu ittifakları ise hükümeti çeşitli konularsa zorluyor. Bunun sonucunda, Katalan hareketi bir taraftan, siz bir taraftan çekerseniz düşebilir mi?

Arnaldo Otegi: İspanya hükümeti ciddi yapısal kriz yaşıyor. Franco rejimi sonrasında 1978 yılında ülkeyi kurmak için kullanılan temeller bugün çeşitli sebeplerle derin krizde. Birincisi, çünkü küresel finansal ve ekonomik kriz, ülkenin ekonomik yaşayabilirliğini şüpheye düşürmüş durumda. İkincisi, çünkü Katalonya kendisini ulusal bağımsızlığa götürecek süreci başlattı ve üçüncüsü, çünkü Abertzale solu stratejilerini değiştirerek İspanya’yı bir iç düşmandan yoksun bıraktı.

Katalonya’nın ilerlediği ve bizim de ülkemizde başlatmak istediğimiz kurucu süreçleri destekleyerek demokrasi açısından muazzam değişiklik yapmanın bir yolu olduğunu düşünüyorum. 1978 rejiminin anahtarının İspanya’nın birliğinin savunulması olduğunu, egemenliğinin bu temeller üzerinde kurulduğunu unutamayız. Bu nedenle Katalonya onun sahip olduğu öneme sahip ve bizim de bağımsızlık sürecini başlatmak istememiz bu yüzden.

Buna, gerçek bir dinamik olan İspanya solunun çokuluslu bir devlet önerisi ve karar verme hakkına saygı talebi ile eşlik edersek, bunların hepsi rejim değişikliğinde, gerçek bir demokratikleşmede bir araya gelebilir. Ancak PP, PSOE ve Ciudadanos –sistem partileri- İspanya devletinde çoğunlukta olduğu sürece buna dair çok umutlu değiliz. Bu nedenle mümkün olduğunca kendi yolumuzu takip etmemiz gerektiğini söylüyoruz: Katalonya’da ve Bask ülkesinde.

Denis Rogatyuk:
Kişisel mücadelenizde cesaretiniz kırılmaksızın ve gücenmeksizin çok şey yaşadınız –cezaevi, işkence, hareket içinde mücadeleler-. Bütün bunlara rağmen gülümsemeyi nasıl başardınız?

Arnaldo Otegi: Çünkü sonuçta ben, Zapatero’nun (İspanya’nın PSOE üyesi eski başbakanı) kendisi için söylediği gibi antropolojik optimistim. Duraksayamayacağımız fikrindeyim; ileri doğru giden yol hâlâ ileri doğru, hedefler hâlâ hedef, amaçlar hâlâ olduğu gibi duruyor. Sol bir proje, çok derin insani değerler üzerine kurulmalıdır, değil mi? Bunun, solun bir süre önce kaybettiği bir şey olduğunu düşünüyorum, fakat bu yeniden kazanmamız gereken şey.

Bu ülkedeki insanların çoğunun yapacağına inanıyorum. Öyleyse engellerin, cezaevinin ve işkencenin üstesinden geleceğiz. Ben, her daim gülümsemeyi korumayı savunan biriyim. Madem nihayetinde yaptığımız şey herkes için daha iyi bir toplum öngörüyor, gülümsememizi yitirmeden mücadele etmeli ve kazanmalıyız. Kendimiz için mücadele etmiyoruz, halk için mücadele ediyoruz. Ve en iyi mükâfatın, insanların sokakta sizi durdurarak çabanız ve çalışmanız için size teşekkür etmesi olduğunu düşünüyorum. Solun bir hazinesi vardır –örnek teşkil etmek ve tutarlı olmak: örnek olma ve tutarlılığı yitirirsek her şeyi yitiririz.

Toplantılarımda, siyasette bittiğimiz zaman yönetim kurullarına girmediğimizi söylerim, ancak bundan daha büyük bir mükâfata sahibiz: yaygın ilgi, halkın ilgisi ve bizim gülümsememizi devam ettiren şey halkın gösterdiği bu ilgi.


https://www.jacobinmag.com/2017/07/eta-basque-independence-abertzale-sortu adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.

Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü’nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

27 Mart 1917’de Petrograd Sovyeti “Tüm dünya halklarına” başlıklı aşağıdaki bildiriyi yayımlayarak, barış davasında işçilerin birliğinin yeniden sağlanması çağrısında bulundu.

Eylül 1917’ye kadar Petrograd Sovyeti’nde egemen olan ılımlı sosyalistler, Avrupalı sosyalistlerden, barışı gerçekleştirmesi için kendi hükümetlerine baskı kurmalarını isterken, Almanya saldırganlığına karşı Rusya’yı ve devrimini savunma taraftarı olan “devrimci savunmacılık” politikasını izlemişti.

Savaşa dair bu politika, 2 Nisan 1917’de Tsereteli ve diğer Menşevik liderler Sibirya sürgününden dönene dek tutarlı bir şekilde tanımlanmayacaktı. Bu sebeple, aşağıdaki belge, ılımlı sosyalistlerin savaş ve başka konularda Sovyet’in konumlanışına ilişkin olarak radikal karşıtlarına taviz vermeye hâlâ açık oldukları bir zamanda Sovyet’teki görüşleri yansıtıyor. Sovyet’teki tartışmalar, Şubat Devrimi sonrasında ortaya çıkan sol güçlerin yeniden düzenlenmesi bakımından çok önemliydi.

Bu serinin 10. ve 11. bildirileri, “devrimci savunmacılık” politikasının pratikte nasıl işlediğini ele alacak. Bu politikaya Bolşeviklerin yanıtını görmek için “Sovyet Seçimleri İçin Direktif”e bakınız.


(Fotoğraf: Petrograd İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti toplantısı)


"Bütün dünya halklarına!

Yoldaşlar, proleterler ve dünyanın bütün emekçileri!

Petrograd İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’nde bir araya gelen biz Rusya işçileri ve askerleri, muhteşem bir olayı duyururken sizlere içten selamlarımızı gönderiyoruz. Rusya demokrasimiz, yüzyıllardan beri süren çarlık despotizmini ortadan kaldırdı. Şimdi ailenize bütünlüklü haklara sahip bir üye ve ortak kurtuluş mücadelemiz için dişli bir güç olarak katılıyoruz. Kazandığımız, dünya çapında özgürlük ve demokrasi için büyük bir zaferdir. “Avrupa’nın polisi” ve dünya tepkisinin baş payandası artık yok, bir daha ortaya çıkmamak üzere gömüldü. Yaşasın özgürlük! Yaşasın proletaryanın uluslararası dayanışması ve nihai zafer için mücadelesi!

Davamız henüz tamamen zafere ulaşmış değil. Eski düzenin kalıntıları henüz dağılmış değil. Rusya Devrimi’nin düşmanları, devrime karşı güçlerini topluyor. Bununla birlikte, kazanımlarımız muazzam. Rusya halkları, evrensel, eşit, doğrudan ve gizli oy hakkı temelinde çok yakında toplanacak olan Kurucu Meclis konusundaki iradelerini açığa vuracaklar. Şimdiden güvenle tahmin edebiliriz ki, Rusya’da demokratik bir cumhuriyet muzaffer olacak.

Rusya halkı tam politik özgürlüğü elinde bulunduruyor. Şimdi ülkenin iç ve dış politikasına dair yetkili olarak konuşabilirler. Bu dehşet verici savaşta harap olan ve yok edilen tüm halklara hitap ederek, bütün ülkelerin hükümetlerinin saldırganlığına karşı kararlı mücadele zamanının gelmiş olduğunu ilan ediyoruz. Tüm halklar için, savaş ve barış sorununu çözmenin vakti gelmiştir.

Devrimci gücünün bilincinde olan Rus demokrasisi, egemen sınıfların saldırgan politikasına muhakkak karşı koyacağını ilan eder. Avrupa halklarını, barışın sağlanması için birlikte ve kararlılıkla konuşmaya ve harekete geçmeye davet eder.

Kardeşlerimize, Avusturya-Alman koalisyonunun proletaryasına ve bilhassa bütün Alman proletaryasına sesleniyoruz. Savaşın en başından beri, Rus otokrasisine karşı silahlanarak Avrupa kültürünü Asya despotizmine karşı savunduğunuza ikna edildik. Birçoğunuz, bunun, sizin savaşa desteğinizi meşrulaştırdığına inandınız. Şimdi bu meşrulaştırma artık mevcut değil. Demokratik Rusya, özgürlük ve medeniyeti tehdit edemez.

Kendi özgürlüğümüzü, ister içeriden ister dışarıdan olsun, her türlü gerici tecavüze karşı sıkıca savunacağız. Rusya Devrimi, fetihçilerin süngüleri karşısında geri adım atmayacak ve yabancı askeri güçlerce ezilmeyecek. Sizleri, Rusya halkının çarlık despotizminden silkinip kurtulduğu gibi kendi yarı-otokratik düzeninizin boyunduruğunu çıkarıp atmaya davet ediyoruz. Kralların, soylu toprak sahiplerinin ve bankacıların elinde istila ve şiddet silahı olarak hizmet etmeyi reddetmelisiniz. Birlikte dostça, insanlığı utandıran ve Rusya özgürlüğünün doğduğu müthiş günlere gölge düşüren korkunç katliama son vereceğiz.

Bütün ülkelerin işçileri! Kardeşlerimizin cesetlerinin oluşturduğu dağlar, masumların kan ve gözyaşlarından oluşan nehirler, kentlerimizin ve köylerimizin dumanı tüten enkazları, kaybedilen kültürel hazineler ortasından size kardeşçe elimizi uzatıyoruz ve yenilenmiş, güçlendirilmiş bir uluslararası birliğe davet ediyoruz. Bu, gelecekteki zaferlerimizin ve insanlığın bütünlüklü kurtuluşunun teminatı olacak.

Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!


Petrograd İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti"


http://links.org.au/1917-view-from-the-streets-petrograd-soviet-worlds-workers-must-join-to-achieve-peace adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.

Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü’nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

“1917 Rusya Devrimi Bildirileri-8: Polonya’nın bağımsızlığının yegâne garantisi enternasyonal dayanışmadır” başlıklı olan bir önceki bildiriyi okumak için buraya tıklayınız


17 Mart 1917’de Polonyalı işçileri, Rusya devrimini desteklemeye ve Polonya’nın bağımsızlığı için mücadele etmeye davet eden aşağıdaki çağrı, Polonyalı sosyalist işçilerin Petrograd’daki buluşmasında kabul edildi.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ardından Polonya’nın (daha önce çarlık hükümeti tarafından yönetilen) büyük kısmı Alman işgali altına girdi. 1917 yılıyla birlikte, yaklaşık 3 milyon Polonyalı –birçoğu Alman işgali arifesinde Polonya’dan tahliye edilen-kendilerini çarlık egemenliğinde buldu. Bunun üzerine, Polonyalı sosyalist partiler Petrograd ve Moskova gibi sanayi kentlerindeki büyük gruplar halindeki yerinden edilmiş Polonyalı işçileri örgütlemeye başladılar.

Aşağıdaki çağrının öncülerine dair çok az şey biliniyor. Sınıf mücadelesine, enternasyonalizme ve Polonya’nın bağımsızlığına yönelik eş zamanlı vurgusunu dikkate alındığında, yazarları muhtemelen marksist Polonya Sosyalist Partisi-Sol ya da Polonya Sosyalist Partisi’nin (Devrimci Fraksiyon) aşırı sol kanadının üyesiydi(1). Çoğu Polonya milliyetçisi ve Polonya Sosyalist Partisi’nin (Devrimci Fraksiyon) ılımlı liderleri savaş boyunca, Polonya bağımsızlığını Alman ya da Avusturya emperyalizmi ile bir antlaşma vasıtasıyla düzenlemek arayışındayken, aşağıdaki çağrı ulusal kurtuluşun neden sadece mücadele ve uluslararası işçi sınıfıyla dayanışma yoluyla kazanılabileceğinin gerekçesini açıklıyordu.


"Rusya’daki Polonyalı işçilere ve askerlere

Yoldaş işçiler ve askerler!

Rusya proletaryası, Çarlık hükümetinin devrilmesi ve Rusya’da bir Halk Cumhuriyeti’nin kurulması kavgasında önayak oldu.

On yıllar boyunca kendi halkını ezen ve yabancı devletlere tâbi kılan, Avrupa ezenlerinin, halkların kurtuluş hareketlerini bastırmasını kolaylaştırarak Avrupa’da tepkileri çeken despotik devasa heykeli devirdi. Özgürlüğe giden yolu sıcak kanlarıyla, annelerinin, kız kardeşlerinin ve eşlerinin ıstırap ve gözyaşlarıyla çizen Polonyalı işçiler, on yıllardır Çarlık rejimine karşı mücadele etmektedir.

Siz erkek ve kadın yoldaşlarımız, hızla ilerlediniz, her zaman durmaksızın ilerlediniz. Bu yol, Ossowskich, Kunickich, Kasprzaków ve Okrzejów kardeşlerimizi kurban eden çarlığın ürkmesine neden oldu.

Kavganız sırasında ülkenizde yalnızdınız; mülk sahibi sınıf, çıkarlarının doğası gereği ancak çarlık hükümetinin dalkavukları ile gizli anlaşma yapabilirdi. Ve daha parlak bir gelecek yaratma doğrultusundaki zorlu görevinizde yegâne müttefikiniz, sizinle el ele, omuz omuza, Çarlık hükümeti tarafından ezilen diğer uluslardan işçilerin yanında mücadele veren Rusya işçileridir.

Yoldaşlar! Bugün şimdiden ülkemizin özgürlük ve bağımsızlığını kazanacağını umuyoruz. Avrupa hükümetlerinden ve burjuvazisinden bir bağımsız Polonya Cumhuriyeti almayacağımızı unutmayın; halkları ezenlerin, onların kurtarıcıları olamayacağını unutmayın; ülkemizin siyasi bağımsızlığının ancak halkların gücü ve işbirliğine dayanabileceğini unutmayın; Polonya halkının bağımsızlığının yegâne gerçek garantisinin diplomatik eylemler ve meclis kararları değil, halkların enternasyonal dayanışması olduğunu unutmayın.

Yoldaşlar! Bugün proleter görevlerinizi, sınıfsal ve ulusal çıkarlarınızı yerine getirmelisiniz. Rusya demokrasisine karşı görevinizi yerine getirmelisiniz, bütün enerjinizi ve gücünüzü, çok cesurca başlattıkları mücadelenin zafere ulaşması ve böylece tüm ülkelerin proleterlerinin zaferlerine katkıda bulunması için Rusya proletaryasının yardımına sunmalısınız. Rusya’da Çarlık iktidarının düşmesi ile birlikte tüm burjuva hükümetlerinin varlığının altı oyulduğundan, bu uluslararası anlamda demokrasinin zaferinin müjdecisidir.

Yaşasın Rusya Halk Cumhuriyeti!

Yaşasın Polonya Halk Cumhuriyeti!

Yaşasın proletaryanın uluslararası dayanışması!

Yaşasın sosyalizm!

Petrograd’daki Polonyalı sosyalist işçiler

17 Mart 1917"

(1) 1906 yılında Polonya Sosyalist Partisi bölündü. Partinin çoğunluğu, kitle eylemine, imparatorluk çapında bir devrim ihtiyacına ve özellikle Rusya işçileriyle ittifaka vurgu yapan sol kanadın tarafında durdu; bu örgüt o andan itibaren kendisini Polonya Sosyalist Partisi-Sol şeklinde tanımladı. Azınlık, Rusya sosyalizmine doğru yönelim konusunda daha tereddütlüydü, bunun yerine ulusal bağımsızlık için mücadele ve silahlı mücadeleyi vurguluyordu; bu örgüt Polonya Sosyalist Partisi (Devrimci Fraksiyon) halini aldı.

1917 yılında, Polonya sosyalist Partisi (Devrimci Fraksiyon) aşırı solu, partinin geri kalanının aksine Rusya’nın merkezi dışında yerleşmişti ve ağırlıklı olarak enternasyonalist bir yönelimi savunuyordu. Polonya Sosyalist Partisi-Sol tutarlı bir şekilde enternasyonalizm ve devrimci Marksizm’e kendini adamış ve 1918 yılında Rosa Luxemburg’un partisi ile birlikte Polonya Komünist Partisi’ni kurarak bunu devam ettirmişti.


http://links.org.au/1917-view-from-the-streets-only-guarantee-of-polish-independence-is-international-solidarity adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.

Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü’nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

“1917 Rusya Devrimi Bildirileri-7: Askerler; iktidarı kendi ellerinize alın!” başlıklı olan bir önceki bildiriyi okumak için buraya tıklayınız

Aşağıdaki açıklama 7 Mayıs 1917’de Bolşeviklerin gazetesi Pravda’nın kapak sayfasında logonun altında yayımlandı ve İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti delegelerinin seçiminde kullanılmak üzere bir direktif taslağı oluşturdu. Bu direktif, “Bütün iktidar Sovyetlere” sloganının partinin resmi bir açıklamasında ilk ortaya çıkışı olarak göze çarpmıştır. Amacı, Sovyet seçmeninin, hakiki devrimci adayları sözde devrimcilerden ayırt etmesine yardımcı olmaktı.

Bu metin, Lars Lih tarafından “Bütün iktidar Sovyetlere’ Bölüm-1: Bir Sloganın Biyografisi” makalesine ek ve sloganın 1917’deki anlamı için bir rehber olarak çevrilmiş ve gönderilmiştir.



İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’ne temsilcilerimizi seçerken, onlara aşağıda yer alan görüşleri savunma görevi veriyoruz:

1. Savaş

Mevcut savaş çarlar, taç giymiş krallar ve taçsız hırsız kapitalistler tarafından başlatıldı; bu, dünyanın bütün halklarına sadece ölüm ve yıkım, bir avuç kapitaliste ise milyonluk kârlar getiren bir talan savaşıdır. Kanlı Nicholas’ın İngiliz ve Fransız kapitalistleri ile imzaladığı gizli antlaşmalar bugüne dek yayımlanmadı. Bu karanlık ve kirli antlaşmalar nedeniyle bugüne kadar hâlâ kan akmaya devam ediyor.

İktidar işçilerin, askerlerin ve en yoksul köylülerin –gerçekten yırtıcı olmak istemeyenlerin- eline geçmediği sürece, kanımızı sadece bir avuç kapitalistin ve toprak sahibinin çıkarlarına hizmet için dökmeye devam edeceğiz.

Mevcut talan savaşını adil bir barış ile sona erdirmek ancak şu anki hükümetin istemlerine karşı gelerek, bütün ülkelerdeki kapitalistleri ve toprak sahiplerini başımızdan savarak mümkün olabilir. Bütün ülkelerin sosyalistleri, “Wilhelm’ine” ve “kapitalistlerine” karşı ilkeleri uğruna mücadele ettiği için ağır hapis cezasına çarptırılan Karl Liebknecht’in izinden gitmelidir.

2. Toprak

Bütün topraklar –sadece çarlığa, devlete ve manastıra ait olanlar değil, toprak sahiplerininkiler de-karşılıksız bir şekilde köylülere devredilmelidir.

Köylüler bu toprakları derhal almalı ve beklemeksizin ekinlerini ekmelidir. Henüz çağrısı bile yapılmamış olan Kurucu Meclis’i beklememeliyiz. Herhangi bir erteleme bütün girişimi tehlikeye sokacaktır. Beklemek felaket getirecektir! Toprak sahiplerinin planı işleri uzatmak ve -eğer bu başarıya ulaşırsa- bütün toprağın köylülere devrini sekteye uğratmaktır.

Toprak, toprak sahibinin taşınır ve taşınmaz mülkleri ile birlikte örgütlü bir şekilde, Köylü Vekilleri Sovyetleri ve Tarım İşçileri Vekilleri kontrolünde devralınmalıdır. Hiçbir karışıklığa izin verilmemeli. Devrimci disiplin gereklidir. Cephedeki askerler, topraklara el koyulmasında kontrol sahibi olacak olan delegelerini sovyetlere ve komitelere göndermeliler.

3. Emek

Çalışma ücretlerinde en azından yaşam maliyeti ile aynı düzeyde olacak şekilde artışla birlikte kentlerdeki ve köylerdeki tüm erkek ve kadın işçiler için 8 saatlik iş günü uygulanmalı. İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’nin, ürünlerin üretim ve dağıtımında denetimini sağlamalıyız. Kapitalistlerin denetimi değil, ancak İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti denetimi kentlere ekmek ve köylere ucuz sanayi parçaları verebilir.

4. İktidar

Ülkedeki bütün iktidar sadece işçi, asker, köylü ve diğer vekillerin (demiryolu işçilerinin ve başka kamu personellerinin sovyetlerini de dâhil etmeliyiz) Sovyetlerine ait olmalıdır. Kapitalistlerle uzlaşma, kapitalist beyleri iktidarla baş başa bırakır, savaşı uzatır ve ülke içindeki durumu daha kötü hale getirir.

Kapitalistlerin hükümeti olarak kaldığı için “yeni” hükümete (sosyalist ve liberallerin koalisyonu ile yakın geçmişte oluşturulan) güven yok. Kapitalistlerle uzlaşma ve kapitalistlerin hükümetine katılma telkininde bulunan “himayeci” partilere (Dönemin Rusya’sında 1. Paylaşım Savaşı’nın, Almanya’ya karşı Rusya’nın savaşının devamını savunan partiler; ç.n.) güven yok!

5. Polis

Hiçbir şekilde polisin yeniden yapılanmasına izin vermemeliyiz. Polisin yerine, daimi bir ordunun yerine milis kuvvetlerine, her cinsiyetten yurttaşların tamamının genel silahlanmasına ihtiyacımız var.

6. Ekonomik Çöküş ve Hayat Pahalılığı

Ekonomik çöküş ve ekmekten mahrum ile mücadele (1)savaşın bir an önce sona erdirilmesini, (2) bütün iktidarın bir an önce İşçi ve Asker Vekilleri Sovyetleri’ne devrini gerektirir. Hâlâ çoğunlukla kapitalistlerden oluşan bir Geçici Hükümet, ekonomik çöküşe karşı başarı ile mücadele veremez. Kapitalistlerin kârlarını ve toprak sahiplerinin menfaatlerini korur. Ürünlerin üretim ve dağıtımında işçilerin denetimine –çöküşü tek başına hafifletecek olan denetimi- izin vermeyi istemez. Geçici Hükümet, ülkeyi tek başına kıtlıktan kurtarabilecek olan devrimci önlemler almaktan acizdir.

Bütün iktidar, İşçi ve Asker Vekilleri Sovyetleri’ne! Bütün dünya buna inanacak! Ancak o zaman savaşı bitirebilir ve Rusya’ya mutluluğu getirebiliriz.

Delegemiz, Sovyet’te bu direktif temelinde hareket etmek zorundadır. Bu yoldan sapan her kimse geri çağıracağız ve onun yerine görüşlerimizi destekleyen bir başka delege seçeceğiz.

Mevcut delegemiz burada ortaya koyulan görüşleri paylaşmıyorsa görevinden istifa etmesini talep ediyor ve yerine başka bir yoldaşımızı seçeceğimizi belirtiyoruz.

7 Mayıs 1917, Pravda


http://links.org.au/pravda-mandate-for-soviet-elections adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.

Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü’nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

14 Mart 1917’de, Sosyalist Devrimciler Petersburg Komitesi tarafından da desteklenen Sosyal Demokrat Bölgelerarası Komitesi (Mejreyonka) askerlere yönelik olarak aşağıdaki çağrıyı yayımladı.

O sıralarda, Duma Komitesi ve Petrograd İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti, sokaklardaki devrimci etkinlikleri bir düzene sokmak ve çarlık otokrasisinin kentteki egemenliğini yeniden sağlamasını önlemek için çaba gösteriyordu. Ilımlı sosyalistlerin hâkimiyetindeki Sovyet, Duma’daki liberallerle işbirliği politikası izlemek peşindeydi.

Aşağıdaki bildiri, Duma Komitesi’nin planına militan bir alternatif sunmuştu. Michael Melancon’a göre (2009), bildiri 14 Mart 1917’de, muhtemelen “1 Numaralı Emir” yayımlanmadan önce dağıtılmıştı ve 1 Numaralı Emir’in yazılış biçimini etkilemiş olabilirdi. 1923 yılında bildiriyi yayımlayan Alexander Shlyapnikov, Petersburg Sovyeti Yürütme Komitesi’nin 15 Mart 1917 sabahı bildiriyi toplattığını belirtir.



Yoldaş askerler!

İşte oldu! Köylüleri ve işçileri köleleştirdiniz ve otokratik hükümet büyük bir gürültüyle rezillikle çöktü.

Askerler! Halk uzun zamandan beri hasta. Köylüler uzun süredir seçkin toprak sahiplerinin, toprak şefleri, bölge polis yetkilileri ve çarlık otokrasisinin uşağı olan bütün güruhun gücü altında acı çekti. Bütün topraklara Maliye Hazinesi, manastır, ağalar el koyarken ve soylular, halkın kanı emerek şişmanlarken milyonlarca köylü açlıktan şişti. Toprak olmadan, köylüler tavuklarını dışarıya yemlenmeye bile çıkaramıyorlar.

Kardeş askerler!

Köylüler olarak, işçiler olarak neye ihtiyacınız var? Toprakların tümüne ve tam bir özgürlüğe –ihtiyacınız olan şey bu! Kanınızı boş yere dökmediniz. Petrograd, iki gün boyunca askerlerin ve işçilerin egemenliğindeydi. Feshedilen Devlet Duması, Geçici Hükümet adını verdiği bir Geçici Komite seçeli iki gün oldu. Henüz Rodzianko’dan (Duma Başkanı) ya da Miliukov’dan (Kadet Partisi lideri ve Geçici Komite sözcüsü) toprakların seçkin arazi sahiplerinden alınıp halka verilip verilmeyeceğine dair tek kelime duymadınız. Beklentiler düşük!

Askerler! Soyluların halkı adatmalarını engellemek için tetikte olun!

Gidip Duma’ya sorun; halkın toprağı, özgürlüğü ve barış olacak mı?

Askerler! Duma neden buna dair hiçbir şey söylemiyor? Otokratik keyfiyetin tamamen sökülüp atılması gerekiyor. Bütün köylülerin ve işçilerin temsilcilerini gönderecekleri –Zenginlerden ve toplumun üst katmanlarından olanlardan oluşan ve halkın davasını mahveden mevcut Duma gibi olmayan- Kurucu Meclis’i toplayıp işi bitirmezsek halkın davası mahvolacaktır.

İktidarı ellerinize alın ki, Romanov’un soylular ve subaylar çetesi size ihanet edemesin. Kendi müfreze, bölük ve alay komutanlarınızı seçin. Gıda stoklarını yönetmesi için bölük komiteleri seçin. Tüm subaylar bu bölük komitelerinin gözetim ve denetiminde olmalı.

Sadece halkın dostu olduğunu bildiğiniz subayları kabul edin.

Sadece İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’nden gönderilen delegelerin sözlerini dinleyin!

Askerler! Şimdi siz ayağa kalkıp zafere eriştiğinizde size katılmaya gelenler sadece dostlarız değil, aynı zamanda eski düşmanlarınız olan ve sadece dostunuzmuş gibi davranan subaylar da olacak. Bizler kurdun dişinden (açık saldırganlık) çok tilkinin kuyruğundan (entrika çevirme) korkarız. Sadece işçiler ve köylüler sizin gerçek dostlarınız ve kardeşlerinizdir. Onlarla birliğinizi güçlendirin! Delege-vekillerinizi, Petrograd’da şimdiden 250 bin işçi tarafından desteklenen İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’ne gönderin. Temsilcileriniz ve işçi vekilleriniz, halkın Geçici Devrimci Hükümeti haline gelmeli. Bu sizlere hem toprağı, hem özgürlüğü verecek!

Askerler, bizi dinleyin! Hemen şimdi Duma’dan bir yanıt isteyin! Toprağı soylu toprak sahiplerinden, Maliye Hazinesi’nden ve manastırlardan alacak mı? Toprağı köylülere devredecek mi? Halka eksiksiz özgürlük verecek mi? Kurucu meclisi toplayacak mı? Boşa vakit harcamayın!

Askerler! Bölüklerinizde ve taburlarınızda bununla ilgili konuşun! Toplantılar düzenleyin! İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’ne kendi aranızdan komutanlar ve temsilciler seçin!

Bütün topraklar köylülere!

Bütün özgürlükler halka!

Yaşasın İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti!

Yaşasın Geçici Devrimci Hükümet!

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Petersburg Bölgelerarası Komitesi

Sosyalist Devrimciler Petersburg Komitesi

Mart 1917

http://links.org.au/1917-view-from-the-streets-soldiers-take-power-into-your-own-hands adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.

Çeviri:
Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü’nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

“1917 Rusya Devrimi Bildirileri-6: Rusya Şubat Devrimi’nin zirvesi: Otokrasiye karşı genel greve” başlıklı olan bir önceki bildiriyi okumak için buraya tıklayınız

100 yıl önce, 12 Mart 1917’de Petrograd’daki sosyalistler, çarlığı devirmek için isyancı bir genel grev çağrısıyla aşağıdaki bildiriyi dağıttılar. Şubat Devrimi’nin zirvesi olan o gün, çarlık iktidarının parçalanmasına tanık olundu.

8 Mart’taki kadın işçilerin gösterisinin ertesi günü, greve çıkan 200 binden fazla işçi Petrograd merkezine yürüdü. Çok sayıda öğrenci ve orta sınıftan çalışan da 10 Mart’ta gösterilere katıldı. Askerler başta gösterileri zor kullanarak dağıtmakta tereddüt etseler de 11 Mart’ta bazı askerler emirlere uyarak ateş açtılar ve yüzlerce göstericiyi öldürdüler.

Petrograd’daki Bolşevik Merkez Komitesi Rusya Bürosu’nun üst düzey üyelerinden olan Alexander Shlyapnikov, Şubat Devrimi’nin ilk günlerinde işçileri, askerleri kendi saflarına kazanmaları için teşvik etmişti ancak sosyalistler tarafından hükümete karşı silahlı mücadelenin henüz zamanı olmadığını hissediyordu. Doğrudan silahlı eylemi tercih eden Bolşevik Vyborg Bölge Komitesi, Shlyapnikov’un görüşünü devam eden gösterilerin devrimci karakterini inkâr etmek olarak değerlendirip küçümsemişti.

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Petersburg Komitesi, Bolşeviklere örgütlenmeleri ve devrimci gelişmelerin hızını arttırma doğrultusunda pratik tedbirler almaları çağrısında bulundu. Bununla birlikte, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Bölgelerarası Komitesi (Mejrayonka), Şubat Devrimi sırasında radikal sosyalist işçiler ve askerler üzerinde en çok etkide bulunmuş olabilir. Mejrayonka, işçileri grevlerini uzatmaya teşvik etmiş ve askerlerden de, çarlık polisinin saldırılarına karşı işçileri korumalarını istemişti.

Volinsky Alayı’nın 12 Mart’taki ayaklanması, diğer askerlere devrime katılmaları için örnek teşkil etmişti. Şubat Devrimi, Duma liberallerinin Geçici Hükümet’in çekirdeğini oluşturacak komiteyi oluşturmaları, çarlık bakanlarının istifaları ve sosyalistlerin Petrograd İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’ni oluşturdukları o gün doruk noktasına ulaşmıştı.

Petersburg Bölgelerarası Komitesi’nin aşağıdaki bildirisi, 12 Mart 1917 tarihinde dağıtılmıştır.



Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!

Yoldaş işçiler! Bizleri vuruyorlar! İşçilerin kanları Petrograd sokaklarına dökülüyor! Aç insanlar mücadeleyi yükseltirken, çar onları kurşunlara yem yaptı. 9 Ocak 1905’te adalet ve merhamet için çara giden işçilerin otokrasinin uşaklarınca vurulmaları gibi, 25-26 Şubat’ta açlığı ve saltanat süren keyfiyeti protesto etmek üzere sokağa çıkan aç işçileri vurdular.

Yoldaşlar! Korkunç, anlamsız ve canavarca bir suç işlediler. Halkın öfke ve aynı zamanda merhametsizce cezalandırılma günleri boyunca polislere ve çara sadık olan bir avuç askere karşı savunmasızdık. Darbelerine karşı koyamadık ya da cana karşı can alamadık. Silahsızdık. Yumruklarımız, aciz bir öfkeyle sıkılıydı. Bize kılıçlarıyla vurdular, atları bizi çiğnedi ve savunmasız halk, kalplerinde düşmana karşı besledikleri kinle kaçtı.

Yoldaşlar! Bu zor günler boyunca işçi sınıfı, güçlü, kuvvetli proletarya örgütleri, savaş kıtaları ve halka ordu desteği olmaksızın düşmanı yenemeyeceğimizi ve otokrasiyi yok edemeyeceğimizi öncekinden çok daha net gördü. Aynı şekilde, bu günler boyunca kardeşlerimizin, askerlerin kardeş katli gerçekleştirme doğrultusundaki emirlere her zaman itaat etmeyeceğini öğrendik. Atlı polisleri Znamenskaya Meydanı’ndan kovalayan Kazakları selamlıyoruz. Diriliş Katedrali yakınlarındaki atlı polis kıtasına ateş açan Pavlovsky Alayı bünyesindeki askerleri selamlıyor ve kendilerine kardeşçe şükranlarımızı sunuyoruz.

Askerler ışığı görmeye başlıyorlar. Düşmanlarının, açlıktan ölen ezilen halk değil çarlık otokrasisi olduğunu anlıyorlar. İşçiler için zor olan bu günler boyunca askerler, öğrenciler ve yurttaşların sadece bir kısmı bizi destekledi. Halkın gerçekten temsilcisi olmayan Devlet Duması canice bir şekilde suskun. Taşlar intikam için feryat ederken, Devlet Duması halkın kederi karşısında sağır ve kör.

Yoldaşlar! Bizi sadece vurmakla kalmadılar, açlık ve fakirlik çekmemiz için bizi sokağa attılar. Putilov ve Trubochnyi fabrikaları kapatıldı. Elli bin işçi, bir parça ekmekten mahrum bırakıldı.

Yoldaşlar! Hâlâ bir vicdana sahip olan ve köle ya da işçilerin davası karşısında zavallı bir hain olmayan herkes bizim çağrımızı duyacak ve amansız uluslararası savaş karşısındaki ittifak içindeki protestomuzda bize katılacaktır. Şehirdeki faaliyetleri sekteye uğratın. Bütün fabrikaları, imalathaneleri, atölyeleri ve matbaaları durma noktasına getirin. Elektriği kesin. Size bir protesto grevi çağrısında, zorba otokrasiye bir darbe indirme çağrısında bulunuyoruz. Bizler, Sosyal Demokrat Bolşevikler ve Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler, Petersburg ve bütün Rusya proletaryasını örgütlenmeye ve güçlerimizi hararetle seferber etmeye davet ediyoruz.

Yoldaşlar! İmalathanelerde ve fabrikalarda gizli grev komiteleri örgütleyin ve bir bölgeyi diğeriyle irtibatlandırın. Gizli matbaalar ve silahlar için para toplayın. Hazır olun yoldaşlar! Nihai kavganın vakti yaklaşıyor! Bizi hain olarak adlandırmaya yeltenen General Khabalov’dan (Petrograd Askeri Bölge Komutanı) korkmayacağız. Halka ihanet eden biz işçiler değil, Sukhomlinovlar (Savaş Bakanı) ve Khabalovlar gibi hainler ve katillerdir. Devlet Duması ve liberaller halka ihanet ediyor.

Yoldaşlar! Khabalov, bize ayın 28’inde işe dönmemizi emrediyor, fakat biz sizi mücadeleye ve genel greve davet ediyoruz!

Cesur olun! Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için!

Yaşasın genel siyasi protesto grevi!

Düşen yoldaşlarımızı her zaman hatırlayın!

Kahrolsun savaş!
Kahrolsun otokrasi!
Yaşasın devrim!
Yaşasın Geçici Devrimci Hükümet!
Yaşasın Kurucu Meclis!
Yaşasın demokratik cumhuriyet!
Yaşasın proletaryanın uluslararası dayanışması!

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Petersburg Bölgelerarası Komitesi


Not: O dönem Rusya'da kullanılan Jülyen takvim, bugün kullanılan Gregoryen takvimin 13 gün gerisinden gelmektedir. Tarihlerdeki farklılık bundan kaynaklanmaktadır.

http://links.org.au/1917-views-from-the-street-culmination-russian-february-revolution-for-general-strike-against-autocracy adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.

Çeviri:
Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

"1917 Rusya Devrimi Bildirileri-5: 1917 Kadınlar Günü - Bir kadın protesto grevi, Rusya devrimini nasıl başlattı" başlıklı olan bir önceki bildiriyi okumak için buraya tıklayınız

Yüz yıl önce 6 Mart’ta (Jülyen takvimle 21 Şubat) Petrograd Mejrayonka (Bölgelerarası Komite) Uluslararası Kadınlar Günü’ne ilişkin aşağıdaki bildiriyi dağıtmıştı.

Uluslararası Kadınlar Günü’nün kökenler, ABD’de olsa da, Alman Sosyal Demokrat Clara Zetkin 8 Mart’ın (Rusya’da 23 Şubat) her yıl kutlanması için 1910’da öneride bulunmuştu. Gün, ilk olarak 1911 yılında Almanya’da ve birkaç başka Avrupa ülkesinde kutlandı. Rusya bunu 1913’de küçük bir gösteri ile takip etti fakat Uluslararası Kadınlar Günü, Rusya’da 1 Mayıs’ın ve Kanlı Pazar’ın (9 Ocak 1905) yıl dönümünün gölgesinde kaldı.

1917 yılında Rusya’nın çeşitli sosyalist grupları Uluslararası Kadınlar Günü’nde ortak sloganlar arasında birleşmeyi başaramadı ve bu nedenle ortak eylem yapılamadı. O zaman matbaası olmayan Bolşevikler de Uluslararası Kadınlar Günü’ne ilişkin bildiri yayımlamadı.

Tarihçi Tsuyoshi Hasegawa’ya göre, Bölgelerarası Komite aşağıdaki bildiriyle, isyanı ateşlemeyi değil, işçileri eğitmeyi hedeflemişti. Erkek sosyalistlerin hiçbiri bu tatil gününde kadın işçilerin, otokrasiyi devirecek olan Şubat Devrimi için bir katalizör görevi göreceğini beklemiyordu.

Bölgelerarası Komite, savaşa, otokrasiye, işçileri savaşı desteklemek adına vatansever bir çabaya yöneltme doğrultusundaki liberal girişimlere karşı birleşik bir sosyalist cephe sergilemek amacıyla bütün Devrimci Sosyal Demokratların toplanmasını istemişti. 1917 süresince Bölgelerarası Komite, Bolşevik akım ile kaynaştı.

Uluslararası Kadınlar Günü’nün öncesinde gıda sıkıntısı baş göstermişti. Bunun üstüne 8 Mart sabahı Petrograd’daki yakıt sıkıntısı fırınların çalışmasının durmasına sebep oldu. Saatlerce sırada bekleyen kadınlar (ya da çocukları) satın alacak ekmek bulamadı. Kadın işçilerin, çocuklarının açlıktan ağlayacaklarını görmeleri ile birlikte sabırları taştı. Kadın tekstil işçileri greve gittiler ve metal işçilerini de kendilerine katılmaya çağırdılar. Radikal sosyalistler, ekmek taleplerine hızla otokrasiye ve savaşa karşı sloganlar eklemeye karar verdiler.

Böylece, beklenmeyen bir şekilde ve en radikal solcuların az önemli gördüğü bir anma gününde Şubat Devrimi başladı.



Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi

Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!

Çalışan kadın yoldaşlar! On yıldan bu yana bütün ülkelerin kadınları 23 Şubat’ı Emekçi Kadınlar Günü, kadınların 1 Mayıs’ı olarak kutlamakta. Günü ilk olarak, aracılığıyla kendi güçlerini gördükleri bir gün olarak Amerikalı kadınlar kutladılar. Yavaş yavaş tüm dünya kadınları onlara katıldı. Bu günde, zorlu durumumuzun nedenlerini açıklama ve bundan çıkış yollarını gösterme çabası olarak mitingler ve toplantılar düzenleniyor.

Kadınların ekmeklerini kazanmak için fabrikalara ve atölyelere ilk girişlerinin üzerinden uzun bir zaman geçti. Uzun bir zamandan bu yana, kadınlar makinelerin başında gün boyunca erkeklerle eşit bir seviyede durmakta. Fabrika sahipleri hem erkek hem de kadın yoldaşları tüketmeye çalışıyorlar. Hem kadınlar hem erkekler greve gittikleri, için cezaevine atılıyorlar. Hem kadınların hem de erkeklerin patronlara karşı mücadele etmeleri gerekiyor. Ancak kadınlar, emekçi ailesine erkeklerden sonra girdiler. Çoğu kez, hâlâ korkuyorlar ve ne talep etmeleri gerektiğini ve nasıl talep edeceklerini bilmiyorlar. Patronlar onlara karşı her zaman cehalet ve ürkekliklerini kullanmışlardır ve kullanmaya devam etmektedirler.

Özellikle bugün yoldaşlar, düşmanımızı, kapitalisti nasıl olabildiğince hızlı yenebileceğimizi düşünelim. Cephede, kalbimizin birer parçası olanları hatırlayacağız. Patronlardan her bir fazla ruble, her bir fazla saat dinlenme ve hükümetten özgürlük almak için başlattıkları mücadeleyi hatırlayacağız. Onlardan kaçı cesur mücadeleleri için cephede düştü, cezaevine atıldı ya da sürgüne gönderildi? Onların ardından atölyelerde ve fabrikalarda yerlerini aldınız. Göreviniz, tüm insanlığı baskı ve kölelikten özgürleştirme şeklindeki büyük davalarını sürdürmektir.

Kadın işçiler; bu mücadeleyi sürdüren erkek yoldaşları durdurmayın, aksine hükümete ve fabrika sahiplerine karşı bu kardeşçe mücadelede onlara katılmalısınız. Tüm ülkelerden çok fazla gözyaşının akıtıldığı ve kanın döküldüğü bu savaş onların hatırlarına başlatıldı. Bu korkunç katliam şimdi üçüncü yılına girdi. Babalarımız, eşlerimiz ve kardeşlerimiz can veriyor. Sevdiklerimiz kötü bir perişanlıkla ve sakatlıklarla eve varıyor. Onları cepheye çarlık hükümeti gönderdi. Onları sakatladı ve öldürdü fakat geçimlerini umursamıyor.

Ufukta, emekçilerin kanının dökülmesinin sona ereceği görülmüyor. Emekçiler, 9 Ocak 1905’te Kanlı Pazar’da vurulup öldüler ve Nisan 1912’de Lena Altın Madenleri grevinde katledildiler (17 Nisan 1917’de Sibirya’da bulunan Lena Altın Madenlerinde greve giden işçilere ateş açılmasıyla 270 işçi ölmüş, 250’si de yaralanmıştı; ç.n.). Daha yakın zamanda emekçiler, Ivanovo-Voznesensk, Shuia, Gorlovka ve Kostroma’da vuruldu. Tüm cephelerde emekçi kanı akıyor. İmparatoriçe, halkın kanının ticaretini yapıyor ve Rusya’yı parça parça elden çıkarıyor. Neredeyse tamamen silahsız askerleri mutlak bir ölüme gönderiyorlar. Yüz binlerce insanı cephede öldürüyor ve bundan mali fayda sağlıyorlar.

Fabrika ve atölye sahipleri, savaş bahanesiyle işçileri köleye çevirmeye çalışıyor. Geçim gideri bütün şehirlerde korkunç biçimde yükseliyor. Açlık herkesin kapısını çalıyor. Köylerden savaş için son büyükbaş hayvanları ve son lokma ekmekleri alıyorlar. Saatlerce gıda kuyruğunda bekliyoruz. Çocuklarımız açlık çekiyor. Bu çocuklardan kaçı göz ardı edilmiş ve ebeveynlerini yitirmiş durumda? Taşkınlık yapıyor ve serseri oluyorlar. Açlık, hâlâ çocuk olan birçok kızı sokaklara sürüyor. Makinelerin başında dikilen birçok çocuk gecenin geç saatlerine kadar fiziksel kapasitelerinin ötesinde işler yapıyorlar. Her yanımız keder ve gözyaşı dolu.

Sadece Rusya’daki değil, tüm ülkelerdeki emekçiler için durum zor. Yakın zaman önce Almanya hükümeti açların isyanını gaddarca bastırdı. Fransa’da polis öfkeli. İnsanları, grev yaptıkları için cepheye gönderiyorlar. Savaş her yerde felaket, hayat pahalılığı ve işçi sınıfının ezilmesini getiriyor.

Yoldaşlar, emekçi kadınlar, savaş kimin iyiliği için çıkarıldı? Milyonlarca Avusturyalı ve Alman işçiyi ve köylüyü öldürmeye ihtiyacımız mı var? Alman işçiler de savaşmak istemediler. Yakınlarımız kendi istekleriyle cepheye gitmiyorlar. Gitmeye zorlanıyorlar. Nasıl ki Avusturyalı, İngiliz ve Almak işçiler gönülsüz gidiyorlarsa. Bizim ülkemizde olduğu gibi onların ülkelerinde de onlara gözyaşları eşlik ediyor. Savaş, ondan kâr eden kapitalistlerin gözlerinde parıldayan altın uğruna çıkarıldı. Bakanlar, atölye sahipleri ve bankacılar, bulanık suda balık avlamayı umuyorlar. Savaş zamanı zenginleşiyorlar. Savaştan sonra askeri vergileri ödemeyecekler. Tüm fedakârlıklara işçiler ve köylüler katlanacak, tüm bedelleri onlar ödeyecek.

Değerli kadın yoldaşlar, buna uzun süre önemsiz tüccarlara karşı nadir öfke patlamalarıyla sessiz bir şekilde tahammül etmeyi sürdürecek miyiz? Aslında halkın başına gelen felaketlerde kusurlu olan bu tüccarlar değil. Kendi kendilerini harap ettiler. Suçlu olan hükümettir. Bu savaşa başladılar ve bitiremiyorlar. Ülkeyi harap ediyorlar. Açlık çekmenizin kabahati onlarındır. Suçlu olan kapitalistlerdir. Onların çıkarı için savaş açıldı. Neredeyse onlara bağırmanın zamanıdır: Yeter! Kahrolsun cani hükümet ve onun hırsızlar ve katiller çetesinin tamamı. Yaşasın barış!

İntikam günü halihazırda yaklaşmakta. Hükümetin bakanlarının ve efendilerinin masallarına inanmaya uzun bir süre önce son verdik. Halkın öfkesi tüm ülkelerde yükselmekte. Her yerdeki emekçiler, hükümetlerinden savaşı bitirmesini bekleyemeyeceklerini anlamaya başlıyor. Eğer barışla sona erdirirlerse, başkalarının topraklarını almaya, başka ülkeleri soymaya çalışmalarını zorunlu kılacak ve bu da yeni bir katliama sebep olacak. Emekçilerin, bir başkasına ait olana ihtiyacı yoktur.

Kahrolsun otokrasi!
Yaşasın devrim!
Yaşasın Geçici Devrimci Hükümet!
Kahrolsun savaş!
Yaşasın Demokratik Cumhuriyet!
Yaşasın proletaryanın enternasyonal dayanışması!
Yaşasın birleşik Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi!

Petersburg Bölgelerarası Komitesi

http://links.org.au/1917-view-from-the-streets-how-a-womens-protest-strike-launched-the-russian-revolution adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.

Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-4: ‘Emekçilerin ve yoksul köylülerin geçici hükümeti için’ başlıklı olan bir önceki bildiriyi okumak için buraya tıklayınız

100 yıl önce, Şubat 1917’de Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Bolşevik Petersburg Komitesi, aşağıdaki bildiriyi Menşeviklerin, toplanma gününde Duma’ya destek amacıyla işçilere yaptığı çağrıya yanıt olarak yayımlamıştı.

Bolşevik komitesi, işçileri Duma’nın liberalleriyle ittifak yapma girişimlerine itimat etmemeleri konusunda uyarırken, bunun yerine Bolşevik vekillerin Devlet Dumasında yargılanmalarının ikinci yıl dönümünü anmak üzere 23 Şubat’ta bir günlük grev çağrısında bulunmuştu. Ancak Petersburg Komitesi, birçok fabrikanın o gün kapalı olacağını, çünkü Rusların bir dini gününe denk geldiğini unutmuştu.

Aleksandr Slyapnikov liderliğindeki Bolşevik Merkez Komitesi Rusya Bürosu, Petersburg Komitesi’nden grev tarihinin 26 Şubat’a alınmasını ve eylemin 27 Şubat için Merkezi Savaş Endüstrisi Komitesi İşçi Grubu tarafından planlanan girişimi dağıtarak kontrolünü alacak şekilde genişletilmesinin değerlendirilmesini istedi. Ancak Petersburg Komitesi, tatile bağlı olarak başarısızlığa uğrayan orijinal planları ile devam etti. Rusya Bürosu’nun 26 Şubat için yaptığı grev çağrısına da hiçbir işçi yanıt vermedi.

Şubat Devrimi, Uluslararası Kadınlar Günü olan 23 Şubat (Gregoryen takvime göre 8 Mart) civarlarında başlayacaktı.




Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi
Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!

Egemenler, Avrupa halklarının boynunun çevresinde salladıkları ilmiği sıkılaştırmaktalar. Milyonlarca insanın yaşamı mahvedilmiş durumda. Halkın en iyi ve sağlıklı genç güçleri sakatlandı ya da öldürüldü. Başka milyonlarcası da esaret altında acı çekmekte. İşler durma noktasına geldi ve açlık mevcut.

Savaşa katılan tüm ülkelerden 15 milyon kadar insan, bu dünyadaki iktidar sahiplerinin kârlarını arttıran iki yıllık katliam sürecinde yaşamlarını yitirdi. Ne kadar da eşi benzeri görülmemiş bir suç! Halkın en güzel güçlerinin kitlesel imhası işini yüklenenlere yazıklar olsun! Bizler, öncü işçiler ve ezilen demokratik güçler, büyük ve zorlu bir görevle, bu suça bir son verme göreviyle karşı karşıyayız.

Onlar ne yapıyorlar?

Son iki buçuk yıl boyunca, ezdikleri insanların yazgıları üzerinde tasarrufta bulunan egemen sınıflardan savaşın nedenine dair tek bir cılız ses dahi duyduk mu? Şimdi, Rusya işçi sınıfının Devlet Dumasındaki temsilcilerinin yargılanmalarının ikinci yıl dönümü. Savaşın en başından beri Devlet Duması tüm oturumlarında, Rusya ekonomisinin gelişeceğini haykırdı. Gelgelelim, Tauride Sarayı’nın duvarlarının ardında Duma ekonomiyi seçkin toprak sahiplerinin, kapitalist fabrika sahiplerinin ve bankacıların yırtıcı iştahlarının merhametine teslim ederek ekonomiyi harap etti.

Vekillerimizin Devlet Dumasından atılmasından sonra, Duma onları hızla uzağa, soğuk Sibirya’ya sürgün etmeye girişti ve bunu yaptı; seçkin toprak sahipleri ve kapitalistler, Devlet Dumasında daha özgürce konuşabilecek olmalarının memnuniyetiyle ellerini ovuşturdular. Ancak iki yıl boyunca Devlet Duması, haklarının ihlaline ilişkin hiçbir şey söylemedi. Vekillerin sürgün edilmelerinin ikinci yılında da sessiz kalacak. Öte yandan Duma haykıracak ve “dostça” vekiller, yaltakçı konuşmalarına kafasını kestikleri işçi sınıfı içinde sempatik bir karşılık bulma arayışıyla itişip kakışacak.

Ve savaşın şiddetiyle kör olan ve Duma liberallerinin şehvetli arzularını işçilerin ortasına taşıyacak bazı şovenist işçi grupları bulabiliyorlar. Devlet Dumasının hedeflerine ilişkin en yanardöner söylentiler, 14 Şubat için önerilen Devlet Duması toplantısının arifesinde şu anda işçilerin arasında dolanmakta. Devlet Dumasının yeni bir şey yapmaya hazır olmadığını görmek çok kolay. Ancak Duma liberalleri yükselen bir işçi duvarıyla korunduklarından, bir kez daha tehditkâr hareketler yapmaktan kaçınmıyorlar.

İşçiler fabrikalarda Devlet Dumasına destek olmaları ve hatta Tauride Sarayı kapılarında taleplerini sunarak Duma’yı kararlı bir adım atmaya sevk etmeleri çağrılarını duyuyorlar. Bu çağrılar sadece faydasız değil, aynı zamanda haincedir de. Çarların ve egemenlerin saraylarına yalvarmaya gitmek, bu sarayların sakinlerinden bir şeyler almayı uman saf halka çok pahalıya mal olacak.

Liberaller ve liberal işçi siyasetçiler, yeterli barutları olmadığında halkın davasının yiğit savaşçıları olarak halkın önünde memnuniyetle giyinip kuşanırlar. Ancak gerçek niyetlerini gizlerler. Yoldaşlar, daha fazla askeri yağma ve savaşı sonuna kadar sürdürmek adına ülkeyi tamamen teslim almak yolunda kendilerine izin vermeniz için koşarak size yardım teklif etmeye geliyorlar. Size doğrudan bundan bahsetmiyorlar ancak bu, onların en pervasız hayalleridir.

Bizim çağrımız


Liberallerin, gelecekteki bakanlık koltuklarını şu anda kendi aralarında gizlice paylaştıkları mevcut hükümetten memnuniyetsizliklerini haykırdıkları boş laflarının ne anlama geldiğini biliyoruz. Dillerinden, örgütlü insanların desteğine bağlı olarak iktidarı almaya ya da “geçici hükümet”e ilişkin kararlı ifadeler kayarken, savaşa ilişkin tek kelime dâhi etmiyorlar. İyice anlıyoruz ki ancak demokrasinin güçlü tokadı halkın sıkıntı ve çilesine son verecektir.

Onlara şunu söylemeliyiz: “Tüm çabalarımız size ve sizin başlattığınız savaşa karşı yönelmiştir. Hükümdarın asası, iştahınızı ve karanlık tapularınızı gizlediği için çok sevdiğiniz çarlık monarşisine karşıyız. Çarlık hükümetine karşıyız. Buna karşı mücadele etmek istediğinizi söylüyorsunuz, ancak onun yenilgisinden korkuyorsunuz çünkü sadece çarlık hükümeti sizin halkla oynamanıza izin verir.

Biz, iktidarı halkın eline verecek demokratik bir cumhuriyetten yanayız. İşçilerin ve yoksul köylülerin geçici devrimci hükümetinden yanayız. Evrensel, eşit, doğrudan ve gizli oya dayalı Ulusal Kurucu Meclisi toplamak imkân dahilinde olacaktır. Her devletin dünyayı bölüşen ve dünya üzerinde derin yaralar açan kapitalistlerinin şovenist canice açgözlülüğüne karşıyız. Emekçilerin, insanlığa barış ve mutluluğu getirecek olan uluslararası dayanışmasından yanayız.

Çarlık mahkemesinin vekillerimize karşı darbe vurduğu günün yıl dönümü olan 10 Şubat’ta onlara, mücadelede en büyük çabayı gösterdikleri için kardeşçe selamlarımızı yollayacağız. Vekillerimizin hemen dönmelerini talep ediyoruz ve bu yıl dönümünü bir günlük grev gerçekleştirerek anacağız. Bu, sürgüne gönderilen vekillerimizin açık bir şekilde ilan ettiği taleplerimiz için mücadelede yaşamlarımızı vermeye hazır olduğumuzun bir göstergesi olacak.

Kahrolsun çarlık monarşisi! Savaşa karşı savaş! Yaşasın Geçici Devrimci Hükümet! Yaşasın Ulusal Kurucu Hükümet! Yaşasın demokratik cumhuriyet! Yaşasın enternasyonal sosyalizm!

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Petersburg Komitesi


http://links.org.au/1917-view-from-streets-bolsheviks-revolutionary-provisional-government-workers-poor-peasants adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.

Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-3: ‘Ancak bir geçici hükümet özgürlük ve barışı getirebilir’ başlıklı olan bir önceki bildiriyi okumak için buraya tıklayınız

6 Şubat 1917’de, Merkezi Savaş Endüstrisi Komitesi içerisinde yer alan ve Menşeviklerden etkilenmiş olan bir grup, Geçici Hükümet talepli bir gösteri için aşağıdaki çağrıyı yayımladı. Savaş Endüstrisi Komiteleri, 1915 yılında Rus iş adamları tarafından, Rusya hükümetini askeri teçhizat konusunda desteklemek amacıyla kurulmuştu. Müdür ve mühendislerden oluşan komitedeki eksikler, fabrikalarda seçimle belirlenen işçi grupları ile doldurulmuştu. Bolşevikler ve Sosyalist Devrimciler genel olarak sanayi işçileriyle patronlar ve müdürler arasında böylesi bir işbirliğine karşı çıkarken, bazı Menşevikler işçi gruplarına katıldılar.

1917 başında, Merkezi Savaş Endüstrisi Komitesi bünyesinde bulunan ve Menşeviklerden oluşan Merkezi İşçi Grubu, çarlık rejiminin yerine Geçici Hükümetin gelmesi çağrısıyla işçileri harekete geçirmeye çalıştı. 6 Şubat 1917’de fabrikalarda dağıtılan aşağıda yer alan çağrı 8-9 Şubat 1917’de Merkezi İşçi Grubu üyelerinin gözaltına alınmasına neden oldu. Hükümet de Duma’nın toplanmasını 27 Şubat gününe kadar erteledi. İşçiler ise aşağıdaki bildiride çağrısı yapılan kitlesel gösteri yerine bir günlük grev ile hükümete yanıt verdiler.



Zorba rejim ülkeyi boğuyor. Mülkiyeti olmayan sınıflar üstüne tüm ağırlığıyla bastıran otokrasinin politikası, savaşın zaten şiddetli olan yıkımlarını daha kötü hale getiriyor. Hükümetin çıkarcılığı, savaşın, sayıları bile belli olmayan kurbanlarını çoğu zaman çoğaltıyor.

Ciddi bir gıda stoku krizi yaratan hükümet, inatla günden güne ülkeyi açlığa ve bütünlüklü bir yıkıma sürüklüyor. Hükümet savaş koşullarını, işçi sınıfının haklarını elinden almak için kullanıyor. İşçileri fabrikaya zincirleyerek fabrika serflerine dönüştürüyorlar. Savaşın önüne koyduğu görevleri yerine getirmekten aciz olan iktidar, hal böyleyken savaşı, Rusya’nın çeşitli halkları üzerindeki zulüm ve baskıyı yoğunlaştırmak için kullandı.

Savaş, halkın kendisi değil de mevcut otokratik iktidar tarafından bitirilirse, ne savaşın bitmesi ne de halkın çok arzu ettiği barış, halkın sefaletten çıkmasını sağlayabilir.

Otokrasi, savaşı bitirir bitirmez halk için yeni zincirler üretmeye girişecek. Savaşın bitmesi, halka rahatlama yerine yeni ve daha korkunç felaketler getirebilir. Halk, özellikle de proletarya, siyasi haklardan yoksun eli kolu bağlı bir şekilde keyfiyete, işsizliğe ve açlığa terk edilecek. Hükümetin baskı yönetimiyle birlikte yüksek fiyatlar ve işsizlik, işçi sınıfını yoksulluk ve esarete düşürecek.

İşçi sınıfı ve demokratik güçler daha fazla bekleyemez. Kaybedilen her gün tehlikelidir. Şu anda çözüm için ortada duran acil görev, zorba yönetimi kesin bir şekilde bertaraf etmek ve ülkeyi tamamıyla demokratikleştirmektir. Bu, işçi sınıfı ve demokratik güçler için hayat memat meselesidir.

Yukarıda belirtilen her şeyden kaynaklı olarak, varlıklı burjuva toplum ile yetkililer arasındaki ihtilafın, özellikle işçi sınıfının etkin müdahalesine uygun koşullar yarattığı açıktır. Halk hareketi, Duma’nın hükümet ile çatışmasını baskı rejimine karşı nihai patlamayı teşvik etmek için kullanabilir.

Biz ………………… işçileri (Bildiri, tüm fabrikalardaki işçiler için hazırlandığından boşluğa fabrika ismi gelecek; ç.n.), şunlar için kesin karar verdik: acilen güçlerimizi birleştirmeye ve örgütlenmeye, bir fabrika komitesi seçmeye girişmeye; başka atölye ve fabrikalardan yoldaşlarla anlaşmaya varmaya; birçok kurulda yer alan tüm yoldaşlara, bu anın olağanüstü önemini izah etmeye; kararlarımıza ilişkin diğer fabrikalara bilgi vermeye.

Duma (parlamento) toplandığı anda genel ve örgütlü bir halk inisiyatifi hazır olmalı.

Duma toplanmadan önce, işçi sınıfının ve demokratik güçlerin temel taleplerini ortaya koymak üzere fabrika fabrika, bölge bölge, Petrograd’daki tüm işçileri eşzamanlı olarak Tauride Sarayı’na (Duma’nın merkezi) doğru hareket ettirin.

Bütün ülke ve ordu, işçi sınıfının sesini duymalı. Sadece, mücadele yoluyla örgütlenmiş ve halka destek olma eğiliminde olan bir Geçici Hükümet, politik özgürlüğü güçlendirerek ve hem Rusya proletaryası hem de diğer ülkelerin proletaryaları için kabul edilebilir koşullarda barışı getirerek ülkeyi çıkmaz sokaktan ve ölümcül yıkımdan çıkarabilir.

http://links.org.au/1917-view-streets-mensheviks-central-war-industry-committee-provisional-government adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.


Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-2: ‘Halkın gazabının günü yakındır’ başlıklı olan bir önceki bildiriyi okumak için buraya tıklayınız

22 Ocak 1917’de (Jülyen takvime göre 9 Ocak), Petrograd’da (St. Petersburg) yaklaşık 150 bin işçi savaşa ve çarlığa karşı bir protesto grevi gerçekleştirdiler ve bu, 6 hafta sonra patlak verecek olan Rusya devriminin öncü şoku oldu.

Aşağıda yer alan çağrı bildirisi, grev öncesindeki günlerde Sosyal Demokrat Bölgelerarası Komitesi (Mejrayonka) tarafından dağıtılmıştı. 22 Ocak, çarlık rejiminin 1905 yılında barışçıl bir gösteriyi askeri güç kullanarak şiddetle bastırdığı ‘Kanlı Pazar’ın yıl dönümüydü.

Bölgelerarası Komite üyeleri, bütün Marksist Sosyal Demokratları toplayarak, savaşa, otokrasiye ve işçileri, savaşı desteklemek üzere vatansever bir çabaya sürükleyen liberal girişimlere karşı birleşik sosyalist cepheyi ortaya çıkarmak üzere Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin gruplarının bir araya gelmesini istiyorlardı. 1917 yılında Mejrayonka, Bolşevik akım ile birleşti.



Sosyal Demokrat Bölgelerarası Komitesi (Mejrayonka) tarafından eylem çağrısı

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi

Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!

Yoldaş işçiler! İşte üçüncü kez, büyük yas günü 9 Ocak’ın yıl dönümü, burjuvazi ve asiller hükümeti tarafından örgütlenmiş iğrenç savaşın ortasında geliyor. Savaş, üçüncü yılında devam ediyor. Hükümet, milyonlarca emekçiyi uzak savaş meydanlarında ve kirli siperlerde, cephelerde şereften yoksun biçimde ölmeye gönderiyor. Açlıktan, soğuktan ya da kendileri gibi tamamen masum olan emekçi kardeşleriyle giriştikleri kanlı bir çatışmada ölüyorlar.

Bütün ülkelerin emekçilerinin birbirlerini vahşice boğazladığı, patlattığı ve öldürdüğü sonu gelmeyen savaşların nedeni ne? Avrupa erkek nüfusunun yarısının yaralanması, sakat kalması ya da yok olması ile amaçlananlar neler? Gazete yazarı bozuntuları, burjuvazinin dalkavukları, bizi ahenkli bir koro şeklinde yanıtlayarak, hukuk ve adalet için, tüm halkların kardeşlik ve eşitliği için savaş açıldığını söylüyorlar. Onlara göre bu amaçlarla milyonlarca insan kıyıma uğruyor, birbirine eziyet ediyor ve masum insan kanı akıyor.

Yoldaşlar! Gerçeği, bir yalanla gizlemek istiyorlar. Hukuk, ahlak ve adalete dair düzmece ve haince kelamların, milyonların katledilmesini perdelemeye hizmet etmesi dehşet vericidir. ‘Efendilerimiz’; soylular, bankacılar ve sanayiciler en alçak suçları işlerken her zaman yalanlara bel bağlamışlardır. Güçlerini düzenbazlıktan alırlar. Egemen sınıflarımız, güçlerini ve zenginliklerini, halkın cehaleti ve bölünmüşlüğü üzerinden kurarlar.

Ne var ki cehalet nedeniyle, askeri üniforma giymiş ve askeri disiplinle sindirilmiş kardeşlerimizin ta kendisi, 9 Ocak 1905’te Kışlık Saray’ın önündeki uğursuz meydanda isyancı proletaryaya ateş açtı ve savunmasız baba ve annelerinin kanlarını döktü. Süngü, kırbaç ve kurşunlarla hükümeti 1905 ve 1906’daki ilk Rusya devrimini bastırdı. Trepov, “Fişeklerinizi cimri kullanmayın” emri vermişti. Fakat yoldaşlarımızı kimin süngü ve kurşunları öldürdü? Bunlar, bilinçten yoksun işçi ve köylülerin süngü ve kurşunlarıydı.

1905’teki büyük devrim karşısında zafere ulaşmak hükümet ve burjuvazi için zahmetsiz olmuştu. Sadece birkaç bin işçi ve birkaç yüz asker öldü. Bu askerler de işçi ve köylülerdi. Yoldaşlar; katışıksız zorba hükümet, bizi bölünmüş ve işçi sınıfını örgütsüz tutarak iktidarda kalıyor. Ancak 12 yıllık bir deneyim biriktirdik. Burjuvazi şimdi bizi kandıramayacak! Yakınlarımızın ve sevgili dostlarımızın hukuk ve adalet için değil, burjuva gazetelerin zırvalarında söyledikleri haliyle ‘vatanın sanayisi gelişsin’ diye cephede öldüğünü, annelerinin ve eşlerinin arkalarından ağladığını eksiksiz hatırlayacağız.

Yoldaş askerler! Burjuvazinin kârını arttırması için sizin ölmeniz gerekiyor. Yamyamlıklarının büyümesi doğrultusunda daha fazla mekân olabilmesi için sizin ölmeniz gerekiyor. Rusya onlar için çok küçük. Onlara İstanbul’u, Boğaz’ı ve Çanakkale’yi verin. Savaşan tüm ülkelerin burjuvazilerine, böylesi doyumsuz bir iştah yön verir. Şu anda hiçbiri savunmada değil. Hepsi saldırgan.

İşçi sınıfının direnişini zayıflatmak amacıyla, her bir ülkenin burjuvazisi, işçileri vatansever olmaya ve vatanı korumaya çağırır. Aslında vatanı koruruz, ancak bir dış düşmandan değil. Onu, adı çarlık istibdadı olan bir iç düşmandan koruruz. Onu, savaş başlatan bir haydut çetesinden koruruz. Bunlar, katiller güruhudur ve proletaryanın baş kaldıran kesimlerini vatanseverliğe davet ederek parçalamaya çalışırlar. Burjuvazinin ve onların gazete beslemelerinin amaçları, proletaryayı yanlış yöne göndermektir.

Aramızda, burjuvaziyle birleşmeye çağrıldıklarında sınıf öz bilincimizi unutan, savaş endüstrisi komitelerindeki işçi gruplarının üyesi olan hainler var. Yavaş yavaş fakat eksiksiz bir şekilde proleter inançlarını yitirdiler. Burjuvazinin gerisine düşerek, itaatkâr bir şekilde burjuvazinin faydasına olan her şeyi tekrar ettiler. Biz bunlara ‘Dokunmayın!’ diyoruz.

Savaşın başlangıcında, iç barıştan bahsetmişlerdi.

Şu anda, Merkezi Savaş Endüstrisi Komitesi’ndeki işçi delege, işçi sınıfının sesini çarpıtıyor. Hükümetin sözleriyle, burjuvazinin savaşında ona yardım etmek üzere proletaryayı ‘kitlesel politik eylemler’ gerçekleştirmeye davet ediyor. Ancak Prens Lvov ve Miliukov’un başında bulunduğu burjuvazinin, sadece bütünlüklü polis rejimine karşı değil, İstanbul’un ve boğazların güvenceye alınacağı bir fetih savaşını örgütleyecek durumda olmayan kişilere karşı da mücadele ettiğini unuttular. Miliukov’un, devrime karşı mücadele etmek ve kanlı hükümdarlığa yönelik paramparça olmuş güveni yenilemek için Guchkov’lar ile birleştiğini unuttular.

Hayır yoldaşlar, bizler ve onlar aynı yolda değiliz. Burjuvaziye, hükümetle kavgasında vereceğimiz bir yardım, yalnızca burjuvazinin devrimi erteleyen ve bizim kendi durumumuz üzerinde felaket etkisi yaratan fetih hedeflerine erişmesini kolaylaştırır.

Fakat biz, işçiler, köylüler ve çilekeş ordu güçlüdür; ancak kendimize bel bağlayabiliriz. Bu nedenle yoldaşlar, proletaryanın sınıf mücadelesi yolunda cesaretle ilerleyelim. Proleter vazifelerimizin henüz ortadan kalkmamış olduğunu hatırlayalım. 9 Ocak 1905 bayraklarımızın üzerine yazdığımız talepler hâlâ canlıdır. Sosyalizm ve yeni bir yaşam için birlikte mücadele edeceğiz; sadece bir defaya mahsus değil, dünya çapında, uyumlu bir aile olan uluslararası proletarya ile muazzam bir birliktelik oluşturarak yapacağız.

Bugünden tezi yok görevimiz, güçlü bir parti örgütlenmesi yaratmaktır. Biz Bolşevik ve Menşevik Sosyal Demokratlar, siz yoldaşlarımızı, güçlü bir proletarya orduyu isyana kaldırabileceği için tek bir Sosyal Demokrat İşçi Partisi oluşturmaya davet ediyoruz. Proletaryanın ve ordunun gücü, soylulara ve bürokrasiye karşı hazırlanarak tamamen kokuşmuş polis rejimi devrilebilir. Onun kalıntıları üzerinde demokratik bir cumhuriyet yaratılabilir. Yoldaşlar, halkın gazabının günü yakındır. O gün, halk kitlelerine yönelik şiddet uygulayan ahlaksız hükümete yönelik bir intikam, yargılama ve cezalandırma günü olacaktır.

Bugünden tezi yok, 1905 yılında yaşamları haince heba edilen yoldaşlarımız için büyük bir acı ve ıstırap günü olan 9 Ocak’ta saflarımızı daha kararlı biçimde sıklaştıracağız. Kardeşçe dayanışmanın çelikten zinciri bizleri çok daha güçlü bağlayacak. Yoldaşlar, uyumlu ve güçlü bir şekilde haykıracağız: Tahtta oturan saldırgandan intikam alalım. Milyonluk servetlerini biriktirmek için halkın emeğinin kan ve terini kullanan çarlık yardakçılarını ve halkın katillerini mahvedelim. Halkın sıkıntıda olduğu felaket dönemleri boyunca ziyafet çektiler. Kocalarını ve oğullarını öldürerek, eşleri ve anneleri, kendi kazanımları için fatura ödemeye zorladılar.

Yoldaşlar, sizleri, 1905 yılında 9 Ocak’taki bir günlük genel grevde düşenleri anmaya çağırıyoruz. İleri yoldaşlar! Savaşı protesto etmek üzere mitingler ve toplantılar düzenleyin. Politik baskı kurbanları için ve illegal basını finanse etmek üzere para toplayın. Bugün, örgütlü proletarya güçleri yeniden gözden geçirilecek. Bugün, bir kez daha gülü bir şekilde ve hep birlikte haykırmalıyız:

Kahrolsun istibdat! Yaşasın devrim! Yaşasın geçici devrimci hükümet! Kahrolsun savaş! Yaşasın demokratik cumhuriyet! Yaşasın işçi sınıfının uluslararası dayanışması! Yaşasın birleşik bir Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi!

Petersburg Bölgelerarası Komitesi

Ocak 1917


http://links.org.au/1917-view-streets-mezhraionka-day-peoples-wrath-near adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.


Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-1: Kahrolsun savaş, yaşasın devrim! başlıklı olan bir önceki bildiriyi okumak için buraya tıklayınız

Ekim Devrimi’nin 100. yılı vesilesiyle, ABD’li tarihçi Barbara Allen ve Kanadalı sosyalist John Riddell tarafından Ekim Devrimi’ne giden süreçte kitlelere çağrı amacıyla oluşturulan bildiri ve açıklamaların çevirileri bir seri halinde yayımlanmaya başlandı. Bu serinin ilki olan ve Bolşeviklere yakın öğrenciler tarafından oluşturulan ve savaşa karşı olan öğrencileri, Rusya işçi ve köylüleri ile bir araya gelerek geçici devrimci hükümeti iktidara getirmeye davet eden “Kahrolsun savaş, yaşasın devrim” başlıklı bildiriyi aşağıda okuyabilirsiniz.


Devrimci öğrencilere çağrı, Aralık 1916;

‘Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!’

Rusya’nın devrimci öğrencilerine.

Zaferin şanı, sadece cesur olana verilir,
Mücadelede düşen, mahcubiyet nedir bilmez…
Gençlik; şarkımız size söyleniyor-
Sonsuz görkemimiz size…


Yoldaşlar! İşin zor ve sıradan olduğu gericilik yılları boyunca, çözüme doğru giden kesin eylemler talep eden sorgulamalar yoktu. Bu sebeple, öğrencilerimiz arasında ortaya çıkan ayrışmalar, yeterince iyi tanımlanmış yöntemle gün ışığına çıkamadı. Öğrenciler arasında bayağı, burjuva haller gelişti ve yozlaşmış bir yapının pis kokulu çürümüşlüğünde bunlar daha güçlü hale geldi. Ancak şimdi bu haller var gücüyle açuığa vurmuştur. Böylesi haller, eksiksiz bir ideolojik iflası ve genel öğrenci kitlesinin pervasız oportünizmini kanıtlar.

Bir zamanlar, devrimci demokrat hallerinde birleşmiş görünüyorlardı. Şimdi, toplumdaki sınıfsal çelişkiler şiddetlenmişken, öğrenciler iki karşıt gruba ayrılmıştır. İlki, son zamanlarda daha güçlü hale gelen ve Rusya liberal burjuvaları ile ideolojik açıdan bağlantılı olan burjuva-oportünist gruptur. İkincisi devrimci-sosyalist gruptur ve dünya proletaryasının enternasyonalist, sınıf temelli ideolojisine haizdir.

İlk gruba seslenmeye dair hiçbir arzumuz olmaksızın, fikirlerimizi paylaşan fakat çeşitli nedenlerle hâlâ proletarya örgütlerindeki sosyalist çalışmaların kenarında duran yoldaşlara sesleniyoruz. Geçmişte öğrenci kitlesinin büyük bir kısmı sadece bu çalışmaları destekliyordu, fakat günümüzde devrimci dünya görüşü, buna uygun düşen adımları atmayı zorunlu kılar. Olaylar, duygudaşlıktan vazgeçmeyi, öğrencilerin burjuva kesimleri ve Rusya burjuvazisiyle tamamen birleşmeyi ya da düşünce ve sözlerden, kesin devrimci eyleme doğru geçmeyi ve günümüz köleliğini alaşağı etmek için büyük mücadele veren proletarya ile kendilerini bağlantılandırmayı dayatır.

Evet, öğrenciler gayet ‘sempatizandı’: ‘Halkın’ çıkarları üzerine çok fazla konuştular, ancak büyük değerleri adına en ufak şeyi yapabilmeye dair düşüncelerle çok fazla zaman harcadılar. En iyilerinin hepsi mahvoldu. Bilincini ve iradesini ‘aç ve kölelerle’ birleştirerek, mevcut çarın talancı tazı sürüsüne karşı zorlu ve kahramanca mücadelenin sırat köprüsüne doğru ilerlediler.

Kutsal dava için kaybedilenlerin ebedi hatıralarına

Rezil hapishanelerde işkence görenlerin ebedi hatıralarına

Bize yaşam bilgisini verenlerin ebedi hatıralarına


Öğrenciler? Kendilerini, kesin bir ideolojik konumlanışa sahip olduklarına inandırmışlardı ve bununla, eylemsizliklerini ve zayıf iradelerini gerekçelendiriyorlardı. Tanımlanmış bir ideolojik ‘konumlanışı’ uzun zaman önce yitirdiklerinin farkında değillerdi. İdeolojik-toplumsal inançların sağlam temelleri üzerinde değil, pespaye oportünizmin kirli bataklığı üzerinde duruyorlardı. Böylece uzun zaman yaşadılar. İdeolojik moral çöküntüsünün zehirlenmiş havasını soludular. Kibirleriyle, pek yüce ‘konumlanışları’ ve (hareketsiz) hallerinin mutlak değerine ilişkin nutuk çektiler. Öğrenciler, gitgide bataklığın daha derinine saplanırken yıllar geçip gitti.

Egemen sınıfların ve onların hükümetlerinin yağmacı politikaları sonucunda dünya savaşı patlak verdi ve bu, herkesin hızla yanıtlaması gereken ağır soruları gündeme getirdi. Bu hemen ele alınması gereken sorunlara ve gözler önüne serilen korkunç olaylara Rusya’daki çeşitli toplumsal katmanlar farklı tepkiler verdi. Şu ana kadar, öğrenciler arasında bu sorulara yönelik tek bir tutum olmamış, olamamıştır. Burjuva basın, “ulusal birliğe” dair ne kadar yalan söylerse söylesin, halk (proletarya ve köylüler) savaş istememektedir.

Öğrencilerimizin devrimci azınlığı, ‘toplum’ denen şeyle değil, halkla aynı fikirdedir. Öğrenciler, birinci devrimin (1905) barikatlarında hakla birlikteydi, gericiliğin zorlu yıllarında onlarla birlikte acı çektiler ve onlarla birlikte, halkı sadece araç olarak gören burjuvazinin alçak düşmanlığını durdurmaya çalıştılar. Öğrenciler, proletaryayla birlikte, Enternasyonal’in kızıl bayrağını bütün ülkelerin burjuvazilerinin toplu saldırısından ve sosyalizmin bazı eski öğretmenlerinden savundu. Bazı öğrencilerin şovenizm eliyle kandırıldıkları ve savaşı etkin bir şekilde kabul ettikleri ve tamamen devlet ile onun para çantaları anlamına gelen ‘vatanı’ savunmak için hayali zalimlerin önüne attıkları doğrudur.

Dünya kıyımı başladığı andan itibaren, sadece ‘karşı koymamaktan’ daha iyi bir şey bulamayanların arasında, daha önceleri devletin sınıf egemenliğinin en güçlü ifadesi olduğunu ve mevcut hükümetinin burjuva egemenliğini ifade ettiğini söyleyenler bile vardı. Bunlar, tek haklı savaşı, proletaryanın burjuvaziye ve Kanlı Nikolay tiranlığına karşı, günümüz kölelerinin günümüz zalimlerine karşı savaşı olarak görüyorlardı.

‘Karşı koymama’ kararlarıyla, kendilerini yoldaşlarının çoğundan ayırdılar. Proletaryaya sırtlarını döndüler, çözülme ve sefahata yöneldiler. Savaşın 28 ayından sonra, sanki ezilenleri savunmak için kaldırmış oldukları ellerinin, çarlıkla kardeşçe bir kucaklaşmayı ördüğünü dehşetle fark ettiler. Aldatılmış olduklarını ve hükümdarlarla dost olmanın sonu gelmeyen, sürüncemeli uzun savaşın başlıca nedeni olduğunu anladılar.

İkinci Enternasyonal, enternasyonalistler ile nasyonal sosyalist unsurlara arasındaki çelişkilerin çok şiddetli olmadığı barış zamanında dâhi devrimci eylem örgütü rolünü oynamaya uygun değildi. Ağırlıklı kısmı, emperyalist savaş durumunda acil devrimci eylemlerin gerekliliğinin bilincinde değildi. Dünya Savaşı başladığında, oportünizm ile tüketildi ve proletaryayı devrimci eyleme çağırma isteğinden yoksun hale getirildi. Belirsiz pratik konumlanışı sayesinde, sıklıkla radikalleşen entelijensiyanın sempatisini kazandı. Barış zamanında bile insanlar üzerindeki militarizm boyunduruğunu çıkarıp atamazsa, yaratılmış ‘büyük’ kıyım zamanında bunu yapmaya çok daha az muktedir olacaktı. Birleşik dünya burjuvazisi, Enternasyonal ile karşı karşıya kaldığında daha yürekli adımlar atmak gerekiyordu ancak tek bir eylem arkasında birleşemedi. İkinci Enternasyonal’in pratik konumlanışının iflası, yürekli eylemler gerçekleştirmesi gerektiğinde örgütlülüğünün ve iradesinin hâlâ ne kadar zayıf olduğunu gösterdi.

Bu tarihsel ders boşa gitmedi. Kan ve gözyaşı denizinden, yaralıların iniltilerinden devrimci proletaryanın ve eylemin uluslararası örgütü olarak Üçüncü Enternasyonal ortaya çıkacak. Birinci Zimmerwald Konferansı toplandığında, gelecekteki Enternasyonal’in güçlerini bir araya getirme girişimi olarak Avrupa proletaryasına yönelik ‘manifesto’sunu sıcak karşılamıştık.

Savaşın en başından itibaren, enternasyonal işçi sınıfının tekil parçaları arasındaki örgütsel bağlantı koptu. İşçi sınıfı, kendisine karşı birleşmiş olan burjuvaziye karşı sosyalist zaferlerini korumaktan başka bir şey yapamazdı. Şimdi örgütsel dağılma evresinden çıkarak, devrimci eylem temelinde birleşme evresine geçiyor. Bundan böyle yoldaşlar, her birimiz tarafından sahip olunan inançlar, sosyalist örgütlere katılma derecemizle ölçülecektir. Şu andan itibaren bizim yanımızda olmayan her kimse bizim karşımızdadır.

İşe koyulun yoldaşlar! İllegal sosyal demokrat işçi örgütlerine girin! Savaşa ve savaşın faillerine karşı mücadele için kendi öğrenci örgütlerinizi yaratın! Bu örgütleri, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi ile bağlantılandırın. Bunların içinde sosyalist ve devrimci propagandayı güçlendirme ruhuyla yasal demokratik örgütlerde de çalışabilirsiniz. Harekete geçmek ve konuşmak için inisiyatif alın! Mümkün olan her şekilde, insanların tüm Rusya’nın despotunun süngüsünden özgürleşebilmeleri için parçalar halindeki yanılsamaları yok edebilirsiniz. Çalışın! Çalışın yoldaşlar!

Duydunuz: “Emekçi erkek ve kadınlar, anneler ve babalar, dullar ve yetimler, yaralanmış ve sakat kalmış olanlar ve savaşın tüm kurbanlarına sesleniyoruz; tüm sınırlar, kanla ıslanmış alanlar, şehir harabeleri ve ceset dağları boyunca elinizi birbirinize uzatın: ‘Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!’ Bunlar, ilk Zimmerwald Manifestosu’ndan sözler. Bunları duydunuz mu? ‘İki yıl dünya savaşı. İki yıl yıkım. İki yıl kana bulanmış kurbanlar ve kudurmuş gericilik. Bunun sorumluluğunu kim taşıyacak? Barut fıçısına yanan meşaleyi atanları kim arkasında saklar? Kim savaş istedi ve uzun zamandan beri buna hazırlandı? Egemen sınıflar yaptı!’

Duyuyor musunuz yoldaşlar: ‘Mezara yatırılmış milyonlarca insan, mateme sokulmuş milyonlarca aile, dul ve yetime döndürülmüş milyonlarca aile, harabe üstüne yığılmış enkaz ve kültürel değerlerin yok edilmiş eşsiz nesneleri ile savaş çıkmaz bir sokağa girdi.’ ‘Ne fatihler ne de fethedilmişler var. Daha kesin olarak hepsi yenildi, kan kaybıyla zayıf düştü, harap oldu, tükendi. Bunlar, dehşet dolu savaşın sonuçları. Dolayısıyla, egemen sınıfların emperyalist dünya egemenliğine dair hayalleri gerçek olmayacak.’

Duyuyor musunuz yurttaşlar: ‘Barışta, kapitalist sistem emekçiyi tüm yaşam zevklerinden mahrum bırakır. Savaşta her şeyden, yaşamından bile mahrum bırakır. Cinayetler yeter! Acılar yeter! Yıkım yeter! İnsanların katline olabildiğince çabuk bir şekilde son vermek için tasarrufunuzda olan bütün araçları kullanın! Savaşın acilen son bulmasını talep edin! Mahvedilmiş ve harap olmuş insanlar – kendinizi mücadeleye sürün! Daha cesurca hareket edin! Çoğunluk olduğunuzu ve eğer isterseniz baskın kuvvet olabileceğinizi hatırlayın. Savaşa yönelik nefretin ve toplumsal kurtuluşa dair arzunun tüm ülkelerde büyüdüğünü hükümetlere gösterin. Böylece halklar arasında barışın vakti yaklaşacak. Kahrolsun savaş!’

Bunlar ikinci Zimmerwald Manifestosu’ndan sözcükler: ‘Mahvedilmiş ve harap edilmiş halka.’ Bu, sosyalizmin davetkâr sesi! Büyük olayların eşiğindeyiz. Beklemiyorlar. Oyalanmayın yoldaşlar! Geç kalmamaya dikkat edin! Enternasyonal’in öncü birliği katliamı, iğrenç köleliği durdurmak, yeni yaşam biçimleri yaratmak için kanla bulanmış alana şimdiden girmiş durumda. Bütün yeni ve büyük güçler, devrimin zaferi için ve halkın isyan festivaline doğru ilerliyor. Onları sırtlarından hançerlemeyeceğiz. Arkalarından takip edeceğiz. Bu nedenle ileri yoldaşlar! Uzlaşmaz mücadelenin şerefli, kızıl bayrakları altındaki Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi saflarında yer alan işçilere ayak uydurun!

Çarist monarşiyi hesap vermeye çağırın! Kahrolsun savaş! Yaşasın devrim! İleri! Geçici devrimci hükümet için! Rusya Demokratik Cumhuriyeti için! Sosyalizm için! Yaşasın devrimci işçilerin Üçüncü Enternasyonal’i!

http://links.org.au/1917-view-from-streets-down-with-war-long-live-revolution adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.


Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

Blog içi arama

En çok okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İzleyiciler

Günlük Arşivi