Content feed Comments Feed


Lübnan'ın sol eğilimli Al-Akhbar gazetesinde bir yazı kaleme alan Suriyeli muhalif Halil Habaş, devrimci sürecin emperyalist güçler tarafından gasp edilmesini önlemek için Suriyeli muhalif güçlerin büyük kısmının dış müdahale çağrılarına karşı çıktığını yazdı:

Yabancı askeri müdahaleye dair tartışmalar, daha az bunun yakın zamanda olası gerçekleşmesine dair iken, daha yüksek oranda Suriye muhalefetinin, ülkedeki devrimci süreci emperyalistlerden koruma kapasitesi ile ilgili. Emperyalistler, Suriye halkının yanında olduklarına dair açıklamalarına karşın sadece kendi çıkarlarını ileri taşımayı istiyorlar; devrimin ya da Suriye halk hareketinin değil.

Fransa, İngiltere ve ABD gibi emperyalist güçler, müdahaleye dair şu anki isteksizliklerini gerekçelendirmek için Suriye ve Libya senaryoları arasındaki farka dair birbiriyle çelişen açıklamalar yayımlıyorlar. Söz konusu güçler müdahalenin yerine, mevcut durumun kötüye gitmesini ve muhalefet güçlerinin güçlenmesini dört gözle bekliyorlar.

Bölgesel ve uluslararası devletlerin, özellikle de Türkiye ve Batılı ülkelerin, tek bir sözcünün konuşması için muhalefeti birleştirmek amacıyla Suriye Ulusal Konseyi’nin (SNC) oluşturulmasını bilfiil ısrarla istemelerinin nedeni bu. Ancak muhalefet güçlerinin müşterek ilkelere dayanan bir koalisyonunu oluşturmak, topyekûn birlikte ısrar etmekten daha yararlı olacaktır. Diktatörlüğü devirmeyi amaçlayan tüm çabaları ortak bir mücadelede birleştirmek, televizyonda ve medyada görülen sayısız anlaşma ve toplantılara ek olarak yeni bir siyasi ittifak oluşturmaktan daha önemli.

SNC’nin, askeri müdahale sorununu kuşatan berraklıktan yoksun hali, Suriye içindeki ve dışındaki bazı muhalefet gruplarının eleştiri ve detaylı incelemelerinin hedefi. SNC’nin ve başkanı Burhan Ghalioun’un, yabancı askeri müdahaleye karşı çıkan genel ve resmi pozisyonlarına rağmen diğer üyeler uçuşa yasak bölge uygulaması veya ne anlama geldiği berrak olmayan insani müdahalenin de aralarında olduğu dış müdahalenin çeşitli şekillerini uygun gören biçimde konuşuyorlar.

Diğer bir eleştiri, Müslüman Kardeşler’in ve ona bağlı olan sözümona bağımsızların SNC’de haddinden fazla temsil edilmesini hedefliyor. Bu eleştirilere göre, protestolardaki ikincil rollerine ve muhalefet içindeki gerçek ağırlıkları onun küçük bir parçası olmaktan ibaret olmasına rağmen Müslüman Kardeşler ve ona bağlı unsurlara konsey üyeliklerinin yüzde 60’a yakını verildi. SNC’nin bir diğer kusuru, çeşitli kolları arasındaki, özellikle dikkate alınmayan ve kendisine ulusal merkezli muhalefet gruplarından belirlenen 71 sandalyeden sadece üçü verilen Demokratik Değişim İçin Ulusal Komite (NCDC) ile koordinasyon eksikliği veya yoksunluğu. NCDC, 17 Eylül’de oluşturuldu. Arap ulusalcılarını, sosyalistleri, Marksistleri, Kürt azınlık mensuplarını bir araya getirdi ve aynı zamanda Aref Dalila, Michel Kilo, Hassan Abdul-Atheem, Hussein al-Udaat, Hazem Nahar ve Hatem Mana gibi tanınmış muhalif isimleri bünyesinde bulunduruyor.

SNC’nin yabancı müdahalesi konusunda açıklıktan yoksunluğu, Mahmoud Homsy ve Abdel Halim Khaddam gibi kendi kendini öne çıkarak muhalif şahsiyetlerin yönetimi askeri müdahale ile devirme çağrıları ile örtüşüyor. Homsy, ABD destekli 14 Mart hareketi ile bağlantılı, Abdel Halim Khaddam ise Suriye’nin eski devlet başkan yardımcısı ve 20 yıldan fazla bir zaman Hafız Esad’ın yakın arkadaşlığını yapmış. Khaddam şu anda Paris’te sürgünde. Kendi durduğu noktayı, yabancı müdahalenin işgale eş olmadığını öne sürüp Libya örneğine atıfta bulunarak gerekçelendirmiş.

İçeride ya da sürgünde olsun, Suriye muhalefetinin büyük kısmı buna rağmen söz konusu çağrıları kınadı ve her türlü yabancı askeri müdahaleyi reddeden net bir duruş benimsedi. Yeni kurulan SNC’nin parçası olan Suriye Bölgesel Koordinasyon Komiteleri, ayaklanmayı silahlandırma veya dış destek davetinde bulunma çağrılarını kınarken, cani rejime karşı barışçıl biçimde direnme iradelerini beyan etti:

“Biz, söz konusu durumu politik, ulusal ve etik açıdan kabul edilemez bulurken böylesi bir duruşu özellikle reddediyoruz. Devrimi askerileştirmek, devrime yönelik halk desteğini ve kitlelerin devrime katılımını en aza indirgeyecektik. Dahası, askerileştirme, rejimle karşı karşıya gelme ile alakalı olan insani felaketin vahametinin temelini çürütecektir. Askerileştirme, devrimi rejimin bariz avantajlı olduğu bir alana çekecek ve devrimin başlangıcından beri ayırt edici özelliği olan ahlâki üstünlüğünü yıpratacaktır.”

Açıklama, devrimin amacının neden sadece yönetimi devirmekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda demokratik bir sistem ve Suriye halkının özgürlük ve haysiyetini koruyacak bir ulusal altyapı kurma çabasında olduğunu anlatarak sürüyor. Rejimin hangi yöntemle devrileceği, rejim sonrası Suriye’nin nasıl bir yer olacağının bir işareti. Bu duruşlarını, Suriye halkı barışçıl gösterilere katılmayı sürdürürse ülkede demokrasi ihtimalinin çok daha yüksek olacağını söyleyerek gerekçelendiriyorlar. Silahlı bir karşı karşıya geliş veya yabancı askeri müdahale gerçekleşirse, bunun Suriye’ye onurlu bir geleceğin meşru tesisini neredeyse imkânsız hale getireceğini ekliyorlar. En sonunda da Suriye halkını, ulusal devrimlerine devam ederken sabırlı olmaya çağırıyorlar. Ülkenin bugünkü durumundan, kurbanların –sivil ve asker- akan kanından ve iç çatışma ile yabancı askeri müdahaleyi de içeren gelecekte Suriye’yi tehdit edebilecek her türlü tehditten tamamen rejimi sorumlu tutuyorlar.

Şu anda 120’ye yakın yerel komite ile örgütlenen Suriye Devrimi Genel Komisyonu da, demokratik, sosyal ve eşit bir Suriye kurmak için, mezhepçiliğin ve yabancı askeri müdahalenin yardımının olmadığı barışçıl bir devrim çağrısında bulunuyor.

Yüzde 25’ini genç devrimcilerin oluşturduğu 80 kişiden meydana gelen bir merkez komiteye sahip olan NCDC de net bir politik programa sahip olan ve yabancı müdahalenin reddi konusunda net duruşa sahip olan bir muhalif grup. Eylül ortasında NCDC üyeleri tarafından Şam’ın kenar mahallelerinde organize edilen konferans, üç kırmızı çizgi çizerken rejimin devrilmesi çağrısında bulundu: “Şiddete hayır, mezhepçiliğe hayır, yabancı müdahalesine hayır.”

İki ayrı önemli belge de tartışıldı: yönetimi devirmek için verilen mücadelenin politik programı ve halkın demokratik ve sosyo-ekonomik haklarını güvence altına alan, aynı zamanda Suriye halkının işgal edilmiş bölgeleri –yani Golan Tepeleri- mümkün olan her ne biçimde olursa olsun geri almaya dair her türlü hakka sahip olduğunu açık bir biçimde belirterek Suriye’nin geleceğinin çerçevesini çizen anayasal ilkeler sözleşmesi.

NCDC’nin bir diğer önemli tavrı, kendisini ayaklanmanın öncüsü veya temsilcisi olarak görmemesi, taleplerini kapsayıcı bir politik ve ulusal tasavvurda somutlaştırmaya çalışması.

NCDC temsilcisi Hasan Abdul-Atheem, yakın zamanlarda ABD’nin Suriye Büyükelçisi Robert Ford ile buluşmasında, birliklerinin, bir iç savaşa neden olabilecek ve rejimin gezici silahlı çetelere dair düzmece iddialarını karşılayabilecek biçimde ayaklanmayı finanse etme veya silahlandırma da dahil her türlü dış ya da bölgesel müdahaleyi reddettiğini beyan etti.

Özetle, şu anda Suriye muhalefetinin çoğunluğu, devrimlerini, genel ölçekte rejimle olası askeri savaş tehdidinden olduğu kadar yabancı emperyalist aktörler ve onlara hizmet eden bireyler tarafından asimile edilmekten korumaları gerektiğini anlamış durumda. Tarih, yabancı müdahale yolundan gitmenin her zaman zarar verici olduğunu ve bu konuda Suriye’nin de istisna olmayacağını göstermekte.


http://english.al-akhbar.com/content/protecting-syria%E2%80%99s-revolt-military-intervention adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.


Çeviri: Gerçeğin Günlüğü Kolektifi/Erkan Çınar

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

0 Responses to Suriye’nin başkaldırısını askeri müdahaleden korumak

Yorum Gönder

Blog içi arama

En çok okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İzleyiciler

Günlük Arşivi